Aile ve Sağlık

İslam bir kul, bir halife olarak insanın hem ruhen hem de bedenen sağlıklı olmasını hedefler. Bu hedef doğrultusunda insanı birçok tavsiyeler, ikazlar ve emirler ile en uygun şekilde yaşamaya sevk eder. Her açıdan sağlıklı ve dengeli yaşayan insanların oluşturacağı ailenin de sağlıklı olması kaçınılmaz olacaktır. Dinimizde aile, toplumun temel yapı taşı olarak kabul edilir ve sağlıklı bir toplum oluşması için aile sağlığına çok önem verilmektedir. Aileye giden tüm basamaklar tam bir hassasiyet içinde değerlendirilir, hiçbir detayda ihmale rastlanmaz. Aile kuracak kişilere eş seçiminde dikkat edecekleri değerleri öğretir ve onları bu değerlere sevk eder. Aile oluştuktan sonra oluşan bu yepyeni birlikteliğin sağlam ve sağlıklı bir şekilde devamı için bir hayat rehberi sunar. Sağlıklı bir gebeliğin oluşması ve devam etmesi için tavsiyeler verir. Çocukların bedeni ve manevi olarak sağlıklı yetiştirilmeleri için, tavsiyelerin ötesine geçecek şekilde ciddi uyarılar ve emirler buyurur. Ana-baba sağlığına da yoğun bir şekilde değinerek ailenin tüm bireylerini koruyup kollar.

Aile ve Sağlık

Arif SÜNER, Doç. Dr., Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi

Sayfa: 87-100

 

Günümüzde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sağlık kavramını şu şekilde tanımlar: “Sağlık sadece hastalık ve sakatlık olmaması değil aynı zamanda psikolojik ve sosyal yönden tam bir iyilik halinin olmasıdır.” Maddi hayatı önceleyen günümüz dünyasının sağlığı yalnızca bireyin bedensel olarak hasta olmaması olarak görmesi önemlidir. Çünkü insanın akli ve ruhi yapısı bedenin ayrılmaz parçalarıdır. Doğal olarak bir bireyin sağlığı tüm bu unsurların ortak sağlığı ile mümkündür. İslam 1400 yıl önce bu bütünlüğü görerek bireyin günümüzde psikolojik sağlık diye adlandıran ruh sağlığının önemini izah etmiştir ve nasıl korunması gerektiğini tafsilatıyla açıklamıştır. Dinimiz bununla da kalmayıp insanın sosyal bir varlık olduğunu, sosyalleşmesi gerektiğini, çevresi ile sağlıklı bir ilişki kurmasının kendi bedeni ve psikolojik sağlığı için kaçınılmaz olduğunu ifade etmiştir. Kendi sağlığı ve kurtuluşu için bireye yol göstermiş ve onu devamlı koruyup, gözetlemiştir. Bireyi sadece kendi için yaşayan bencil bir fert olmaktan kurtarıp, bedeni ve ruhi ihtiyaçlarını karşılaması için ona aile kurmasını özellikle tavsiye etmiştir. Aile müessesini de kendi haline bırakmayıp onun da devamlığını ve sağlığını muhafaza etmek için birtakım esasları buyurmuştur.

Aile sağlığının korunması ve devamı için eş seçiminden başlayarak, çocuk, anne-baba sağlığı ve aile içi diğer yetişkin bireylerin sağlığı için tavsiyelerini daha ayrıntılı bir şekilde açıklamaya çalışacağız.

 

  1. Sağlıklı Bir Beden ve Ruh Hali İçin Evlenmeye Teşvik

Ergenlikle beraber erkeklerde testesteron hormonunda, kızlarda ise östrojen hormonunda yüz kattan daha fazla bir artış olmaktadır.[1] Bu miktar zamanla artarak bireyi daha agresif ve kontrolsüz davranışlara sürekler. Çok yoğun duygusal sıçramalara maruz kalan kişi kendine veya çevreye zarar verebilecek girişimlerde bulunabilir. Günümüz dünyası bu aşırı istekler karşısında bireye çözüm olarak ahlâken kabul edilmesi mümkün olmayan yollar sunmaktadır. Oysa bu yoğun hormonal salgılar karşısında uygun bedensel, zihinsel ve ekonomik yeterlilik durumunda evliliğin geciktirilmeden ihdası hem fertler hem de toplum için en uygun çözüm olarak gözükmektedir.

Bu konu ile ilgili olarak Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”[2]  Bu ayette geçen huzur bulma ifadesi ilk akla geldiği gibi ruhen bir rahatlama olduğu gibi aşırı artmış cinsiyet hormonlarının istediği boşalmanın en uygun bir şekilde sağlanarak bedensel olarak ciddi bir huzur bulması olarak da yorumlanabilir. Yine konu ile ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: Kimin evlenmeye gücü yetiyorsa evlensin. Çünkü evlilik, gözü haramdan alıkoyar ve iffeti en iyi şekilde korur.[3]

 

  1. Çocuk Sahibi Olmaya Teşvik

2013 Dünya kanser raporuna göre kadınlarda en sık görülen kanserler arasında ilk sıraları sırasıyla; meme kanseri, rahim ağzı kanserleri ve rahim kanserleri gelmektedir. Meme kanseri ve rahim kanserlerinin doğum yapmamış kadınlarda daha fazla görüldüğü vurgulanmaktadır. Benzer şekilde ülkemizden çıkan 2012 yılı “Türkiye’de Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar” raporuna göre; 2006 yılında kadınlarda en sık görülen kanserler; meme kanseri, over kanseri ve rahim ağzı kanserleri ilk 7 kanser arasında görülmektedir. Rahim kanserlerinin ve meme kanserlerinin risk faktörleri arasında gebe kalmamak ve az çocuk yapmak sıralanmaktadır. Ayrıca rahim ağzı kanserleri de eşi çoklu partner ile ilişkiye girmiş kadınlarda daha sık gözükmektedir.2 Bu raporlardan da anlaşıldığı gibi en sık gözüken ve kadınlarda en fazla ölüme yol açan meme ve rahim kanserlerine karşı gebelik ve çok çocuk sahibi olmak korucudur. Human papilloma virüsü denen bir virüs kadınların rahim ağzına yerleşip burada normal vücut hücrelerinin kanserleşmesine yol açmaktadır. Bu virüs çoklu cinsel partner ile ilişkiye giren bir erkek tarafından taşınır ve ilişkiye girdiği tüm kadınlara bulaşmasına neden olur. Bu özellikle gelişmiş ülkelerde ciddi bir rahim ağzı kanserlerinin artmasına yol açmıştır.[4]

İslam’da kişinin kendisine helâl olan eşi dışında başka biriyle cinsel ilişkiye girmesi büyük günah olarak kabul edilir. Bu haramdan uzak durmak hem kişiyi hem de eşini AIDS dahil bir çok cinsel yol ile bulaşan hastalıklardan korumaktadır. Çok çocuk sadece anne sağlığı için değil toplumun büyüme dengesi açısından da son derece önemlidir. Günümüzde gelişmiş ülkelerde özellikle bazı Avrupa ülkelerinde doğurganlık son derece azalmıştır. Gelişmiş tıbbi koruyuculuk ile yaş ortalaması seksenin üzerine çıkmıştır. Bu durum, genç nüfus azalırken yaşlı nüfusun hızla artmasına sebep olmuştur. Bunun önüne geçmek için hükümetler insanları evliliğe ve çok çocuk sahibi olmaya teşvik etmektedir. Evlenenlere ve özellikle çok çocuk yapanlara ciddi maddi destek sağlamaktadırlar. Buna rağmen nüfusun yaşlanmasının önüne geçilememektedir. Bu açıdan bakıldığında Hz. Peygamber’in (s.a.v.), “Evlenin, çocuk sahibi olun; ben kıyamet gününde ümmetimin çokluğu ile iftihar edeceğim”[5] hadisinin hem kadınların sağlığı hem de toplum sağlığı açısından önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

 

  1. Mucize Besin Anne Sütü

Son yüzyılda kadınlar hızla çalışma hayatına katıldılar. Ne yazık ki; hiçbir araştırma inceleme yapılmadan bebekleri anneden ayrı oldukları zamanlarda, anne sütü dışındaki süt ve besinlerle doyurdular. Bir süre sonra, anne sütünden ayrılan bu bebeklerin daha çok mikrobik hastalıklara yakalandıkları dikkati çekti. Araştırmalar sonucu, yalnız anne sütü ile beslenen bebeklerin daha sağlıklı oldukları tespit edildi. Bu bebekler, daha az, daha seyrek hastalanıyorlar, hastalıkları hafif seyrediyor, nadiren hastaneye yatacak kadar ağırlaşıyorlardı. Hastaneye yatsalar bile, kısa sürede ilaçlara cevap verdikleri, dolayısıyla hastanede az kaldıkları saptandı. Hiç anne sütü almayan veya anne sütü + ek gıda ile beslenen bebekler ise, sık sık hastalanıyorlar, hastalıkları ağır ve uzun seyrediyor, daha çok uzun süre hastanede kalmaları gerekiyor, yoğun ilaç tedavisine gerek duyuluyordu. Bu bulgulardan hareketle yapılan araştırma ve incelemelerden sonra anne sütünün; besleyici maddelerin bir karışımı değil, bebeğin ihtiyacı olan maddelerin tam gereken miktarda, en uygun kalitede, vücuda yararlılığı en yüksek seviyede bulunduğu mucize bir gıda olduğu anlaşıldı.[6]

Anne sütünün %87 si sudur. Bu miktar, çölde yaşayan annelerin bebeklerinin bile günlük su ihtiyacını karşılar, sadece anne sütü aldığı sürece bebeğe su vermek gerekmez. Anne sütündeki şeker yeni doğanın yararlanmasına en uygundur, yavaş emilmesi sonucu kan şekeri düzenli ve dengede tutulur, beyin dokusu gelişimi için çok önemlidir. Ayrıca bağırsakta laktobasillusbifidusun çoğalmasına sebep olarak barsak florasını sağlıklı tutar. Anne sütü içindeki yağ kolay emilir, kalori değeri yüksektir. Yüksek kolesterol içeriği sayesinde göz ve beyin gelişimi en uygun şekilde olur. Anne sütündeki proteinlerin çoğunluğunu yeni doğanda (özellikle ilk bir hafta) savunma maddeleri olan immünoglogülünler oluşturur. Bu maddeler yabancı ortama karşı bebeği adeta bir savunma zırhı ile kaplar. Bebeğin vücudu dış ortama adapte olduktan sonra sütte büyüme proteinleri artar. Anne sütünde mineraller (madensel tuzlar; sodyum, potasyum, klor…vb. ) az miktarda bulunurlar. Ancak dar bir aralıkta öyle hassas bir denge içinde tutulurlar ki; yalnız anne sütü alan bebeklerde öldürücü tuz dengesizliği görülmez.[7]

Anne sütündeki bütün hayati maddelerin seviyesi annenin beslenme durumuna bağlı değildir. Anne beslenme yetersizliği içinde olsa dahi, büyüme ve gelişme için gerekli maddelerde hiçbir eksiklik olmayacak şekilde sütün yapısı dengeli tutulur, anne beslenemiyorsa iyice kansızlaşır, dişleri çürür ancak, bebeğin büyümesi ve gelişmesi emniyete alınır. Anne sütü alan bebeğin ilk 6-9 ay hiçbir ek gıda alması gerekmez. Bir bebek ilk 9-6 ay yalnız anne sütüyle beslendiğinde, büyüme ve gelişme tamamen normal olur.[8]

Sadece anne sütü ile beslenen bebekler, bütün mikrobik hastalıklara (ishal, bronşit, menenjit) daha dirençlidirler. Tam anne sütü almayanlar ise, bu enfeksiyonlara daha sık yakalanır, uzun ve ağır geçirirler. Her annenin kanında, kendisinin o yaşa gelinceye kadar geçirdiği mikropların çoğuna karşı onu tekrar hastalanmaktan koruyan antikor denilen panzehir rolünde maddeler bulunur. Bakteri, virüs ve parazite karşı üretilen ve antikorlar denilen bu hazır koruyucu maddeler memede süt yapımı sırasında, süte geçer. Çocuğu bir hastalığa karşı adeta aşılanmış gibi yaparlar.[9]

Annenin ilk sütüne kolostrum denir. Bu süt daha koyu kıvamlı ve sarı renklidir. Bu yapısından dolayı halk arasında bu sütün zararlı olduğu sanılarak dökülür. Oysa bu ilk sütteki koruyucu maddeler sonraki sütten yaklaşık olarak 20 kat daha fazladır. Bu süt bebeğin ağız, yemek borusu, mide ve bağırsakların iç yüzünü sıvayarak bu yolla giren mikropları etkisiz hale getirir ayrıca mide ve bağırsakları sütü emilmeye hazır hale getirir. Damlası dahi ziyan edilmeden bebeğin ağzına ulaştırılmalıdır. Çevre şartlarının kötü olduğu bölgelerde, anne eli, elbiseleri, memesi bulaşmalardan dolayı mikroplu olur, bebekler çok erken mikroplarla karşılaşır, ancak emiyorsa hasta olmazlar. Çünkü o yaşa kadar annede o çevrede sık karşılaşılan mikroplara karşı antikorlar oluşmuş ve süt yapımı ile süte katılmıştır.[10]

Anne sütü oda ısısında (buzdolabına konulmadan) 24 saat bozulmadan kalabilir. Dışarıdan mikrop eklendiğinde bile bir süre sonra mikroplardan arındığı görülmüştür. Anne sütü bebeğin gereksinimlerine göre, otomatik olarak ayarlanmaktadır. Doğumdan hemen sonra hormonal etki ile süt yapımına başlanır. Lohusalık süresince süt yapımı hormonal etki ile değil, her memedeki yapılacak süt miktarı o memeden emilen sütün miktarına göre otomatik olarak ayarlanır. Emilmeye göre, her iki memede yapılan süt miktarları farklı olabilir. Böylece, bebeğin ihtiyacından fazla süt yapılmaz, süt ziyan olmaz. Süt az olup bebek aç kalmaz. İkiz veya üçüz bebeklere yetecek kadar süt yapılabilir. Bebeğin kaç aylık olduğuna göre sütün bileşimi farklılık gösterir. İlk sütün enerji veren maddelerden zengin olmasına karşın, sona doğru yağ molekülleri artar, bunlar bebekte doygunluk hissi oluşturarak memeyi bırakmasını sağlar, bu durum obeziteyi önler. Büyüme hormonu gece salınır, büyüme geceleyin aktiftir, gece sütü büyüme işleminde kullanılan yapı taşlarından zengindir. Gündüz sütü beden hareketleri ve organların çalışmaları için gerekli olan enerji kaynağı maddelerce zengindir.[11]

Son yüzyılda birçok sebepten dolayı formül sütler anne sütünün yerini almaya başladı. Formül süt firmaları uluslararası şirketler haline geldi. Bebeklerin sağlığında görülür bir kötüleşme olması nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF işbirliği ile 1990 yılında anne sütü ile beslenme hususunda bir bildirge yayınlandı. Bebeklerin en az altı ay anne sütü ile beslenmesi zaruri, iki yıla uzatılması en uygun doğru olacağı vurgulandı. Tüm bu yoğun uyarılara rağmen yapay süt tercihi giderek artmaktadır. Yapay beslenmenin tehlikeleri arasında; anne bebek arasındaki yakın ilişkiyi engeller, çocuk daha sık hastalanır, bebeğin hem mental hem de bedeni gelişmesi daha yavaş olur. Annede meme kanseri ve yumurtalık kanseri riski artar.

Günümüz tıbbının anne sütünün gerekliliği ve süresi ile ilgili geldiği noktayı Kur’an on dört asır önce işaret etmiştir. Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyurmakta: "Anneler, çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Bu, emzirmenin tam olmasını isteyenler içindir."[12] Peygamberimiz (s.a.v.) ‘’Bebek için hiç bir süt, anne sütünden daha iyi olamaz’’[13] diye buyurmaktadır. Başka bir hadislerinde hamileliği, doğumu ve süt vermeyi överek şöyle buyurmaktadır: ‘’Evet kadın hamile kaldığında oruç tutan veya gece ibadet eden veya canı ve malı ile Allah yolunda cihat eden insanlar gibidir. Ne zaman bebek doğurursa büyüklüğünü kimsenin bilmediği bir mükâfatla mükâfatlandırılır. Ne zaman bebeğini emzirirse bebeğin her emişine karşı bir mükâfat vardır ki, İsmail oğullarından bir kulu azad etmek kadardır ve ne zaman emzirmeyi bitirirse saygın bir melek ona gelir ve şöyle der: Amellerine yeniden başla, çünkü Allah seni bağışlamıştır.”[14]

Sonuç olarak; Anne sütü kimyasal karışımı taklit edilse bile, biyolojik özellikleri taklit edilemeyecek, her an içilmeye hazır, ılıtılmış, steril, kolay kolay dışardan da enfekte olmayan, çok ekonomik ve fevkalade kolay ve pratik elde edilebilen eşsiz bir gıdadır.

 

  1. Çocuk Sağlığı

Çocuğun sağlıklı bir gelişimi için; anne sağlığı, aile sağlığı, sosyo-ekonomik durum, çevre ve sosyal desteğin uygun ve yeterli olması lazımdır. Özellikle anne sağlığı, çocuk sağlığının temel belirleyicisidir ve anne sağlığı ile çocuğun psikolojik ve fizyolojik gelişimi arasında tam bir paralellik vardır. Anne sağlığının korunması günümüz dünyasının son yıllarda üzerinde durduğu bir konudur. Bu bağlamda devletler, çalışan anneleri doğumdan sekiz hafta önce ve sonra olmak üzere toplam on altı hafta izinli saymaktadır.

Aşılar çocuk sağlığı açısından son derece önemli bir diğer konudur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) aşı raporlarından da anlaşıldığı üzere; bebek ve çocuklarda enfeksiyon hastalıklarıyla mücadelede aşıların en etkili koruma yöntemi olduğu günümüz dünyasında tam kabul görmüştür. Fakat bazı coğrafi bölgeler veya gruplar içinde aşı ile ilgili kaygılar mevcuttur. Hatta ciddi bir aşı karşıtlığı izlenmektedir. Elbette aşılar konusunda sıfır riskten bahsetmek mümkün değildir.[15] Oysa aşılama çalışmalarının tarihten günümüze kadar olan seyrine bakıldığında, fayda tarafının çok ağır bastığı görülmektedir.[16] Tüm bu ilmi ve tarihi veriler ışığında aileler birinci derece sağlık kuruluşları vasıtası ile bilgilendirilmeli ve bebek ve çocukların aşıları ihmal edilmemelidir.

Günümüz dünyasında çocuğun psikolojik ve fizyolojik gelişimini çok olumsuz etkileyebilecek ve dijital bağımlılık denilen modern bir hastalık ile karşı karşıyayız. Bu hastalığın en kolay bulaştığı kaynaklar ise cep telefonları ve tabletlerdir. Bu cihazlarda çocukların en sık kullandığı programlar arasında oyunlar gelmektedir. Bu oyunların çoğunun şiddet içeriğine sahip olduğu bildirilmiştir. Şiddet içeren dijital oyunlarda sürekli olarak şiddetin bir sorun çözme aracı olduğu, amaca ulaşmak, yenmek, daha fazla kişiye hükmetmek için her yolun kullanılması gerektiği mesajı verilmektedir.[17] Birçok dijital cihaz, çocukların pasif alıcılar olmalarına ve çocuğun çevresi ile “temassızlığına” yol açmaktadır. Aynı zamanda ebeveynler ile çocuklar arasında disiplinle ilgili tartışmalara da yol açabilmektedir.[18] Ekran bağımlılığının ve teknolojik cihazlarda oyuna ayrılan sürenin uzamasının çocukların akranları ile yüz yüze iletişiminin ve grup oyunlarının azalmasına yol açtığı, tek başına oynanan oyunların ise artmasına neden olduğu görülmektedir.[19] Dijital teknoloji kullanımı da madde bağımlılığında olduğu gibi ödül yetmezliği sendromu oluşturabilmektedir. Bu nedenle çocuğun teknolojik cihazlara ulaşması zorlaştığında veya engellendiğinde asi davranışlar sergilemesine neden olabilmektedir.

Günümüzde çocukların dijital aletler ile çok zaman geçirmelerinin birden çok sebebi sayılabilir. Fakat önemli bir sebep ebeveynlerin çocuklar ile ilgilenmemesidir. Hatta bazen ebeveynler kendi rahatları için çocukları dijital aletlere yönlendirmektedirler. Oysa Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadislerinde “Kimin bir çocuğu varsa onunla çocuklaşsın!”[20] buyurarak çocuğun dünyasına girilmesini, onunla ortak değerler oluşturulmasını istemektedir. Bu şekilde çocuk kendini yalnız hissetmeyecek ve istediği oyunları anne babası ile oynayabileceğinden dijital aletlere bağımlı olmayacaktır. Ayrıca başka bir hadislerinde Peygamberimiz (s.a.v.) “İyilik yapması için çocuklarınıza yardım edin. Dileyen kimse, (yardımcı olmak sûretiyle) çocuğundan isyan duygusunu çıkarabilir.”[21] diye buyurmuştur. Anne ve babanın fiziki, akli, psikolojik ve ahlaki gelişim dönemlerinde çocukları yalnız bırakmamaları, devamlı yakın destekçi olmaları gerektiği anlaşılmaktadır. Böyle yakın bir desteğin çocukların hırçın ve asi olmalarını önleyebileceği gözükmektedir.

 

  1. Aile İçi Yetişkin Bireylerin Sağlığı

Aile içi sağlık konusunun bir diğer önemli bölümü anne-baba ve ev içinde yaşayan erişkin bireylerin sağlığıdır. Aslında aile minyatür bir topluluk olup toplum sağlığı ile ilgili tüm hususlar burada da geçerlidir. Toplum sağlığı söz konusu olunca özellikle solunum veya direkt temas yoluyla bulaşan bazı enfeksiyonlar akla gelmektedir. Özellikle solunum yolu ile bulaşan; nezle ve grip gibi damlacık enfeksiyonlarında aile fertleri havlu, su bardağı gibi eşyaları ortak kullanmamalı, yakın temastan kaçınılmalıdır. Bulaşıcı hastalılardan korunma konusunda Bakara sûresi 195. ayette geçen "Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız" ifadesi ilahi bir ikaz olarak alınabilir. Yine bu konu ile ilgili olarak Peygamberimiz (s.a.v.) “Hasta olan kimse, sağlam olan kimsenin yanına gitmesin. [22] buyurmuştur.

Günlük hijyen basit fakat aile fertlerinin dikkat etmesi gereken bir konudur. Günümüz tıbbının sağlıklı ve uzun bir ömrün adeta vazgeçilmezi olarak kabul ettiği ağız ve diş bakımı kesinlikle ihmal edilmemelidir. Bütün aile fertlerinin yatmadan önce diş fırçalamayı bir adet haline getirmeleri çok uygun davranış olacaktır. Bu durumun ehemmiyetini Peygamberimiz (s.a.v.) "Eğer ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, onlara her namazda misvak kullanmalarını emrederdim" [23] hadislerinde beyan etmiştir. Yine dişlerin görüntüsünün, renginin ağız ve diş sağlığının durumunu gösterdiği herkes tarafından iyi bilinen bir gerçektir. Hz. Peygamber (s.a.v.), dişleri sararmış bir halde huzuruna çıkan bazı sahabilere "Hayret doğrusu nasıl oluyor da sararmış dişlerle dolaşıp duruyorsunuz. Dişlerinizi misvakla temizleyiniz"[24] buyurarak insanları hem kendi sağlıklarını korumalarını sağlamaya hem de bakımsız bir ağzın kokusundan başkalarının rahatsız olmalarının önüne geçmeye çalışmıştır.

Aile üyelerinin dış ortamdan veya ortak kullanım alanlarından bulaşabilecek enfeksiyon kaynaklarının dezenfeksiyonu gözden kaçırılmamalıdır. Bunun en kolay yolu elleri özellikle her yemek öncesi sabunla yıkamaktır. Günümüzde bunun için özel antiseptik maddelerin ticari olarak yoğun bir şekilde reklamı yapılmaktadır. Fakat koruyucu tıp, ellerin temizliği için etkili, güvenli, kolay ve ucuz yöntem olarak elleri sabunla yıkamayı önermektedir. ‘‘Yemeğin bereketi; hem yemekten önce, hem de yemekten sonra elleri yıkamaktadır’’[25] diye buyuran Peygamberimiz (s.a.v.) yiyeceklerin faydasını, muhatap toplumun anlaması açısından berekete bağlamış gibi gözükmektedir. Muhakkaktır ki bereketin ilk ve en akılcı açıklaması yemeğin miktar olarak artması olarak görünmektedir. Fakat iyi bilmekteyiz ki yemeğin vücuda yararlı olması için, içindeki protein, yağ ve karbonhidratların temel yapı taşlarına yıkılması gerekir. Bu yıkım ürünleri ince bağırsaktan emilerek kana karışırlar. Bu emilimin sağlıklı olması ince bağırsağın sağlıklı olmasına bağlıdır. Yiyecekler ile birlikte özellikle ellere bulaşmış mikroorganizmaların mide-bağırsağa ulaşması durumunda mide-bağırsak enfeksiyonları oluşabilir. Bu enfeksiyonlar neticesinde emilim yetersizliğine bağlı olarak yiyecekler alındığı kadar emilemez ve başka hastalıkların oluşumuna zemin oluşabilir. Alınan besin miktarını ishal gibi nedenler ile emilemeden vücuttan atılmasını bereketsizlik olarak isimlendirmek herhalde ancak Hz. Peygamber’in (s.a.v.) görebileceği bir hakikat olmalıdır. Başka hadislerinde Hz. Peygamber’in (s.a.v.) temel bedeni temizliği tavsiye etmiş ve bunu Allah’ın (c.c.) sevdiği işler olarak nitelemiştir.

Allah temizdir, temizliği sever.[26] 

“Peygamberlerin sünneti beştir. Bu beş şey fıtrat gereğidir: Sünnet olmak, kasıkları tıraş etmek, tırnakları kesmek, koltuk altını temizlemek, bıyıkları kısaltmak.”[27]

Günümüz tıbbı, obeziteyi ve hareketsizliği hastalıkların kapısı olarak görmektedir. Dünya genelinde en çok ölüme sebep olan ve en sık görülen kronik hastalıklar arasında; kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, solunum yetmezliği ve felçlik gibi kronik hastalıklar yer almaktadır. Tüm bu hastalıkların oluşum süreçleri içerisindeki en önemli risk faktörleri; hipertansiyon, diyabet, hiperlipidemi, sigara içiciliği gelmektedir. Sigara dışında bu bahsedilen risk faktörlerinin temel sebepleri arasında aşırı yemeğe bağlı obezite ve hareketsizlik ilk sırada durmaktadır.[28]

Çok ilginçtir DSÖ 2011 yılı kronik hastalık raporuna göre; 2010 ile 2020 yılları arasında kronik hastalıklardan ölümlerin % 15 (yaklaşık 44 milyon ölüm) artarak yaklaşık tüm ölümlerin %70-75 sebebi olacağı bildirilmişti. 2020’ye geldiğimiz bu günlerde tüm ölümlerin %70’inin kronik hastalıklardan kaynaklandığı görülmektedir. Ayrıca tüm dünyada sağlık harcamalarının yaklaşık %60’ı kronik hastalıklara yapılmaktadır.[29]

Kısacası dünya kansere çare ararken ismi kanser olmayan fakat dünya nüfusunu ondan daha fazla tehdit eden bir canavar ile karşı karşıyadır. Tüm dünyada devletler milyarlarca dolar harcanmasına rağmen bu canavarı durdurmak şöyle dursun, hızını dahi kesememektedirler. Oysa sadece insanların yeme alışkanlıklarını değiştirmeleri, hareketli bir yaşam şekli ve tütün gibi zararlı maddelerin kullanılmaması bu hastalıkları yarı yarıya kadar azaltacağı bilinmektedir. Toplumlara ve onların çekirdeği sayılan fert ve ailelere sağlıklı bir yaşam için yapılan tüm motivasyonlar etkisiz kalmaktadır. İnanç temelli motivasyonlar günümüz dünyasında her nedense bir türlü kullanılmamaktadır. Oysa Hz. Peygamber (s.a.v.) çok kısa zaman diliminde kendi toplumunun çok daha ciddi zararlı alışkanlıklarını hatta çok katı bir şekilde bağlı oldukları inançları dahi değiştirebilmiştir. Özellikle o günün zararlı alışkanlığı arasında en göze çarpan içki kullanımını inanç temelli telkinler ile neredeyse tamamen ortadan kaldırmıştır. Bu önerilere yüzyıllar boyunca uyan İslam toplumlarında obezite adeta bir ayıp olarak gözükmüş ve buna karşı son derece hassasiyet gösterilmiştir.

Kuran-ı Kerim’de ve hadislerde bu şekildeki telkinler içeren birçok ayet ve hadisler mevcuttur. Taha süresi 81. ayette Allah (c.c); “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu hususta azgınlık ve nankörlük de etmeyin! Yoksa gazabım üzerinize iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir” buyurmuştur. Burada geçen azgınlık ifadesi haddi aşmak anlamında kullanıldığı gibi yeme ve içmede de aşırıya kaçmak şeklinde yorumlanabilir. Bir hadiste Mide hastalıkların evidir. Tedavinin özü ise perhizdir.”[30] buyrulmaktadır. Bu söz günümüz tıp dünyasının neredeyse odaklanma noktası durumundadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) konunun önemine binaen olsa gerek olacak ki, kesin ve nokta atışı sayılabilecek bu sözle yetinmeyip bu konuda daha birçok uyarı niteliğinde beyanlarda bulunmuştur. “Âdemoğlu, mideden daha şerli bir kap doldurmaz. Âdemoğluna belini doğrultacak birkaç lokmacık yeterlidir. Ancak ille de -mideyi dolduracaksa- bari onu üçe ayırsın: Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine!..”[31]Ümmetim hakkında en çok şu hususlardan korkuyorum: Şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve iman zayıflığı!”[32] “Sizin Allâh’a en sevimli olanınız, az yiyip içen ve bedence hafif olanınızdır.”[33]

Günümüz insanlarının doymak bilmeyen iştahı ve hareketsizlikleri onları modern canavar olarak kabul edebileceğimiz obezitenin kucağına hızla itmektedir. Özellikle her yönden olduğu gibi Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sünnetine karşı ilgileri zayıflamış günümüz İslam toplumları da aynı tehlikenin içine düşmüşlerdir. Bu konuda tüm modern telkinlere rağmen fertler, aileler ve toplumlarımızın obezite insidasınsı gün geçtikçe hızlanarak artmaktadır. Tarihi tecrübe ile sabittir ki sünnet çerçevesinde yaşamak kronik hastalıkların kaynağı olan obezite, hareketsizlik ve madde kullanımını engelleyebilecek en sağlıklı yöntem olacaktır. Sünnette uygun yaşam tarzı, modern tıbbın başaramadığı fakat eğer oluşturabilirsek, koruyucu hekimlik adına, günümüz İslam Tıbbı’nın ailenin ve toplumun sağlığını koruyacağı gerçeği önümüzde durmaktadır.

 

 

Kaynakça

Ahmed b. Hanbel, Ebu Abdillah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybânî. el-Müsned. nşr. Ebû Hâcir Muhammed Saîd Besyûnî. Beyrut: yy., 1405/1985.

Ali el-Müttaki, Kenzü’l-Ummal. XVI, 532.(el-Mektebetü’ş-Şamile).

Akdeniz, Melahat. “Aşılar”. Klinik Tıp Aile Hekimliği Dergisi 8/2 (2016).

Badur, Selim. “Aşı Karşıtı Gruplar ve Aşılara Karşı Yapılan Haksız Suçlamalar”. ANKEM Dergisi 25, Ek 2 (2011).

Buhârî, Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail. el-Câmiu‘s-sahîh. nşr. Muhammed Züheyr b. Nasr. b.y.: Daru Tavki’n-Necât, 1422/2001.

Deylemî, Kitâbü’l-firdevs bi-meʾsûri’l-hitâb. nşr. Saîd b. Besyûnî Zağlûl (Beyrut:y.y., 1406/1986).

Ebû Dâvud, Süleyman b. el-Eş‘as b. İshak es-Sicistanî el-Ezdî. es-Sünen. nşr. Kemal Yusuf el-Hût. Beyrut: y.y., 1409/1988.

Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya. 4/298. (el-Mektebetü’ş-Şamile).

Heysemi, Mecmeu’z-Zevaid. 4/560. (el-Mektebetü’ş-Şamile)

Horta, Bernardo L. & Victora, Cesar G. Long-termeffects of breastfeeding: A systematic review. WHO Library Cataloguing-in-Publication Data, 2013, 20-25.

Huard, Pierre. The Management of Chronic Diseases Organizational Innovation and Efficiency. London: İste, 2018.

İbn Mâce, Ebu Abdillah Muhammed b. Yezid Mace el-Kazvînî. es-Sünen. nşr. M. Mustafa el-A’zamî. Riyad: y.y., 1403/1983.

Kutner, Lawrence &  Olson,  Cheryl. Grand Theft Childhood: The Surprising Truth About Violent Video Gamesand What Parents Can Do. New York: Simon and Schuster, 2008.

Müslim, Ebu’l-Hüseyin Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrî. el-Cami‘u’s-sahîh. nşr. Muhammed Fuâd Abdülbâki. Kahire: y.y., 1374-75/1955-56.

Rosen, L. D. vd.“Media And Technology Use Predict Sill-Being Among Children, Preteens And Teenagers in Dependent of The Negative Health İmpacts of Exercise and Eating Habits”. Computers in Human Behavior 35 (2014).

Schack-Nielsen, Lene & Michaelsen, Kim F. “Breast Feeding and Future Health”. Current Opinion Clinical Nutrition Metabolic Care 9/ 289 (2006).

Susman, E. J. & Rogol, A. “Pubertyand Psychological Development”. Handbook of Adolescent Psychology. ed. Richard M. Lerner, Laurence Steinberg, 2th ed. Hoboken, New Jersey: John Wiley&Sons, 2004.

Suyûtî, Ebu’l-Fazl Celalüddin Abdurrahman b. Ebî Bekr b. Muhammed el-Hudayrî. Câmiu’s-Sağîr Tercümesi. b.y.: y.y., ts.

T.C. Sağlık Bakanlığı, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, Kanser Dairesi Başkanlığı, Türkiye Kanser İstatistikleri-2009. https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/kanser-istatistikleri/yillar/t%C3%BCrkiye-kanser-istatistikleri.html (erişim: 12.05.2020).

Tirmizî, Ebu İsa Muhammed b. İsa b. Sevre. eş-Şemâili’n-nebeviyye. Beyrut: y.y., 1406/1985.

Toran, Mehmet vd. “Çocukların Dijital Oyun Kullanımına İlişkin Annelerin Görüşlerinin Değerlendirilmesi”. Kastamonu Eğitim Dergisi 24/5 (2016).

[1] Elizabeth J. Susman & Alan Rogol, “Pubertyand Psychological Development”, Handbook of Adolescent Psychology, ed. Richard M. Lerner, Laurence Steinberg, 2th ed. (Hoboken, New Jersey: John Wiley&Sons, 2004), 15-44.

[2] er-Rûm 30/21.

[3] Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail el-Buhârî, el-Câmiu‘s-sahîh, nşr. Muhammed Züheyr b. Nasr (b.y.: Daru Tavki’n-Necât, 1422/2001), “Savm”, 10.

[4] Türkiye Kanser İstatistikleri-2009 (T.C. Sağlık Bakanlığı, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, Kanser Dairesi Başkanlığı, 12 Mayıs 2020).

[5] Ebu Abdillah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybânî Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, neşr. Ebû Hâcir Muhammed Saîd Besyûnî (Beyrut: yy., 1405/1985), 2/ 72.

[6] Lene Schack-Nielsen & Kim F. Michaelsen, “Breast Feeding and Future Health”, Current Opinion Clinical Nutrition Metabolic Care 9/ 289 (2006),  96.

[7] Bernardo L. Horta & Cesar G. Victora,  Long-termeffects of breastfeeding: a systematic review (WHO Library Cataloguing-in-Publication Data, 2013), 20-25.

[8] Horta & Victora, Long-termeffects of breastfeeding, 25-30.

[9] Horta & Victora, Long-termeffects of breastfeeding, 27.

[10] Horta & Victora, Long-termeffects of breastfeeding, 35-40.

[11] Horta & Victora, Long-termeffects of breastfeeding, 40-42.

[12] el-Bakara 2/233.

[13] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya, 4/298; (el-Mektebetü’ş-Şamile); Heysemi, Mecmeu’z-Zevaid, 4/560.

[14] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya. 4/298; (el-Mektebetü’ş-Şamile); Ali el-Müttaki, Kenzü’l-Ummal. XVI, 532.(el-Mektebetü’ş-Şamile).

[15] Selim Badur, “Aşı Karşıtı Gruplar ve Aşılara Karşı Yapılan Haksız Suçlamalar”, ANKEM Dergisi, 25, (Ek 2) (2011), 82-86.

[16] Melahat Akdeniz, “Aşılar”, Klinik Tıp Aile Hekimliği Dergisi, 8/2 (2016), 1-2.

[17] Lawrence Kutner &  Cheryl Olson,  Grand Theft Childhood: The Surprising Truth About Violent Video Gamesand What Parents Can Do (New York: Simon and Schuster, 2008), 52.

[18] Mehmet Toran vd., “Çocukların Dijital Oyun Kullanımına İlişkin Annelerin Görüşlerinin Değerlendirilmesi” Kastamonu Eğitim Dergisi, 24/5 (2016), 22–63.

[19] L. D. Rosen vd., “Media And Technology Use Predict Sill-Being Among Children, Preteens And Teenagers in Dependent of The Negative Health İmpacts of Exercise and Eating Habits” Computers in Human Behavior 35 (2014), 364–375.

[20] Deylemî, Kitâbü’l-firdevs bi-meʾsûri’l-hitâb, nşr. Saîd b. Besyûnî Zağlûl (Beyrut: y.y., 1406/1986), 3/513.

[21] Heysemî, 8/146.

[22] Ebu’l-Hüseyin Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrî, el-Cami‘u’s-sahîh, nşr. Muhammed Fuâd Abdülbâki (Kahire: y.y., 1374-75/1955-56), “Selam”, 2218.

[23] Buhârî, “Cum`a”, 8.

[24] Ahmed b. Hanbel, 1/214.

[25] Ebu İsa Muhammed b. İsa b. Sevre et-Tirmizî, eş-Şemâili’n-nebeviyye (Beyrut: y.y., 1406/1985), 27.

[26] Tirmizi, “Edeb”, 41.

[27] Buhârî, “Libâs”, 63-64.

[28] Pierre Huard, The Management of Chronic Diseases Organizational Innovation and Efficiency (London: İste, 2018), 3.

[29] Huard, The Management, 3.

[30] Ebû Dâvud Süleyman b. el-Eş‘as b. İshak es-Sicistanî el-Ezdî, es-Sünen, nşr. Kemal Yusuf el-Hût, (Beyrut: y.y.,1409/1988),  “Tıb”, 13.

[31] Ebu Abdillah Muhammed b. Yezid Mace el-Kazvînî, nşr. M. Mustafa el-A’zamî (Riyad: y.y., 1403/1983), “Et‘ime” 50; Tirmizî, “Zühd”, 47.

[32] Ebu’l-Fazl Celalüddin Abdurrahman b. Ebî Bekr b. Muhammed el-Hudayrî es-Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr Tercümesi (Hadis no: 295).

[33] Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr Tercümesi (Hadis No: 221).