Ev Mimarisinin Aile ve Dini Hayat Açısından Önemi

İnsanın barınma arayışı ev ile neticelenmiştir. Ev mimarisi doğal imkânlar kadar toplumun yaşam biçiminden de izler taşır. Bununla beraber evin kendisi de insanı bir hayat tarzına zorlar. Modernite ile birlikte birçok alanda değişim yaşanmıştır. Değişimin görüldüğü alanlardan biri de kuşkusuz ev mimarisidir. Bugünün ev mimarisi geleneksel evlerden farklı olarak geniş ailenin ikametinden ziyade çekirdek ailenin yerleşmesini ve mahremiyetten öte bireyselleşmeyi dikkate almaktadır. Ayrıca modern ev mimarisinde dinî referanslar bir tarafa bırakılarak modern değerler ve tüketim kültürü etkili olmaktadır. Böylelikle sosyal bir varlık olan insanın ontolojisiyle çelişkili bir durum ortaya çıkmakta, insan yalnızlaşıp, mutsuzlaşmaktadır. Öte yandan bireyselleşme merkezli bir mimari aile içerisinde sosyal değerlerin ve dinî inancın yaşanıp aktarılmasında bir takım engellere neden olabilmektedir. Oysa toplumsal değerlerin ve dinî inancın kökleşmesi bakımından aile içi iletişimin ve paylaşımın yoğunluğu önemlidir. Modern mimarinin doğurduğu olumsuz bazı sonuçları aşmada geleneksel Türk evi bir imkân olarak belirmektedir.

Ev Mimarisinin Aile ve Dini Hayat Açısından Önemi

Erol ERKAN, Doç. Dr., Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Sayfa: 73-86

 

Giriş

Günümüzün temel problemlerinden birisi de yalnızlıktır. Modernitenin temel sacayaklarından biri olan bireyselleşme modern insanı yalnızlaştırmış ve böylelikle sosyal bir varlık olan insanın mutsuzluğuna neden olmuştur. Birey sadece toplumsal yaşamda değil, hane içinde de yalnızlaşabilmektedir. Bireyselleşmeyi esas alan bir mimari anlayış evi otel odalarına dönüştürmüştür. Bu durum aile içi ilişkilerden akrabalık, komşuluk ilişkilerine ve hatta dinî hayata uzanan bir dizi olumsuzlukları da beslemektedir. Bu makalede ev mimarisi ile sosyal ilişkiler ve değerler arasındaki etkileşime odaklanılmakta, mimari açıdan insanî ilişkileri ve tefekkürî dinî hayatı diri tutmanın imkânı ile ilgili sorgulamalar yapılmaktadır.

 

  1. Kültürel Bir Gösterge Olarak Mekân

İnsan var olduğu günden bu yana içinde yaşadığı doğal çevreyle ilişki kurmuş, çevreyi kendi temel ihtiyaçları doğrultusunda değiştirmiştir. Diğer bir ifadeyle insan gereksinimlerine göre doğayı kontrol etmeye, bulunduğu mekânı değiştirmeye gayret etmiştir. İnsanın barınma ihtiyacının ve mekân ile kurduğu ilişkinin bir ürünü de evdir. Ev insanın varlığına işaret eden önemli bir mimaridir. İnsan ile ilgili bir kavram olan mi’mârî kelimesi “uzun ömürlü olmak, ömrünü uzatmak; (bir ev) meskûn ve bayındır olmak, (evi) meskûn ve bayındır hale getirmek” anlamlarına gelen amr(umr) masdarından türetilmiştir. Aynı kökten gelen ma’mûr, imâre ve umrân da Arapça’da genellikle harâb kelimesinin karşıtı olarak kullanılmakta ve bayındır olma veya bayındır kılmayı ifade etmektedir. Ayrıca “mesken ve bina” mânasına da gelen bu sözcükler bahsedilen yapıların oturulabilir, kalıcı ve bayındır özelliklerini belirtmektedir.[1] Dolayısıyla mimari kelimesi köken itibariyle hayatı, insanî varoluşu göstermektedir.

Sığınma, barınma ve güvenlik gibi temel ihtiyaçların bir sonucu olarak ortaya çıkan, insanlar için evrensel bir olgu olan evin inşasında elbette ki fizikî koşullar etki etmektedir. Ancak evin biçimlenişinde yalnızca fiziksel faktörler değil, ayrıca sosyo-kültürel unsurlar da yansıyabilmektedir. Daha açık bir ifadeyle evin inşasında kültürel değerler ve seçimler, kurallar, normlar ve sosyal ilişkiler ve sembolik anlamlar etkili olabilmektedir.[2] Bu yönüyle de ev/hane kültürel bir gösterge haline gelmektedir.

Amos Rapoport, insan-çevre ilişkilerini kültürün birbirini tamamlayan üç bütünleşik perspektifiyle tanımlar: İlki tipik bir grubun hayat tarzı, ikincisi sembolik kodlardan oluşan bilişsel şemalar, semboller ve anlamlar sistemi, üçüncüsü ise kültürün ekolojik ve kaynaklarla ilgili olarak hayatta kalmak için uyum sağlama stratejik seti olduğunu öne süren bakış açısı. Rapoport, kültürü ayrıntılı şekilde ele alır ve bileşenlerine ayırır. O, kültür ve insan davranışları arasındaki ilişkiyi dünya görüşü, inanışlar, değerler, imge veya şemalar ve yaşam biçimleri, davranışlar silsilesi olarak soyuttan somuta giden bir süreç olarak değerlendirir.[3] Bu durumda mimarinin insanın dünya görüşünün, inancının, toplumsal değerlerinin somut bir yansıması olduğunu ifade edebiliriz.

Mahremiyet, kadın-erkek ilişkileri, geniş ya da çekirdek aile yapısı, ailenin toplumdaki konumu ve değeri, komşuluk ilişkileri ve ayrıca din ev mimarisinde etkili olabilen sosyal değerlerdir. Ev, onu inşa eden toplumun maddi, manevi yaşamlarını gösterir. Toplumsal örgütlenme, insan ilişkilerinden kaynaklanan gereksinimler, siyasi yapı, ekonomik, teknik ve sanatsal imkânlar, üretim biçimleri ve ulaşım şekli evlerin, mekânların niteliklerini belirler. Bu yönüyle mekân toplumsal örgütlenme biçimini, hayat tarzını, maddi imkânları ve dünya görüşünü yansıtır.[4]

Güvenlik, mahremiyet ve bireysellik arayışlarının, sosyal dayanışmanın ve korkunun bir sonucu olarak ortaya çıkan ev mimarisi sosyal değerlerden etkilenir. Böylelikle mimaride sadelik, tevazu, mahcubiyet, nezaket, zevk, umut, dindarlık ve benzeri insanî duygular, tavırlar ve haller “biçim ifadeleri” olarak kendini gösterir. Bu duyguların zıddı kibir, gösteriş, karamsarlık ve övünme gibi insanî tutumların yansımalarını da görebilmemiz mümkündür. Bununla birlikte evlerin kendileri de hayatın bütünü içerisinde insanî duygulara kaynaklık edebilmektedirler.[5]

Ev kültürel bir ortamdır: İnsanın hayat tarzı, çevreye bakışı ve onunla ilişkisi, sahip olduğu maddi ve manevi değerleri kültürün kapsamındadır. Yapı, sosyo-kültürel çevrenin doğurduğu bir ögedir. İnsanın sahip olduğu değerler, imgeler ve hayat tarzı inşa ettiği yapıya yansırken, ayrıca yapıyı da sosyo-kültürel bir unsura dönüştürür. Evin, insana ilişkin fiziki, kültürel ve toplumsal özelliklerle birlikte estetik bir değeri de söz konusudur. Bu estetik değer kültür ile doğrudan ilişki halindedir.[6]

 

  1. İnanç ve Mekânın (Evin) Etkileşimi

İnsan, mekânı sadece fiziksel bir gerçeklik olarak algılamaz, hisseder, ona bağlanır, ondaki bazı değişmeler üzerinden kendilik duygularını açıklar. Mekân, kimliğin önemli değişkenlerindendir. İnsan mekân ile ilişki kurar, ona anlam yükler ve onunla kimliğini inşa eder. Mekân aracılığıyla insan bireyler, gruplar, topluluklar ve kültürler düzeyinde kimlik oluşturur. İnsan gibi mekânın kendisi de kimliksiz düşünülemez. İnsan mekân ile hem denetim ve güvenlik duygusu ihtiyacını tatmin hem de kendisini ifade eder.[7]

İnsan ilişkilerini etkileyen, kimliğini belirleyen, biçimlendiren bir faktör olarak din mekânı/mimariyi etkileyen sosyo-kültürel unsurlar arasında yer alır. İnsan çevresini kendi dünya görüşüyle uyumlu bir biçimde organize eder ve şekillendirir. Bu açıdan sanat ve mimari aynı zamanda ahlâk ve din alanına ait ürünlerdir. Dolayısıyla bir mimarî yaklaşım, varlığın bütünlüğünü ve varlıklar arasındaki kuvvetler hiyerarşisini dikkate almak durumundadır.[8] Zira mimari ile inanç arasında yakın bir bağ ve bütünlük vardır.[9] İnancın yanı sıra ahlak, estetik, kültür ve gelenek gibi temel ilkeler de mimariye eşlik etmelidir.[10]

Ev, içinde barındırdığı ve toplumun en küçük birimi olan aile ile bireyin duygu ve düşünce dünyasını geliştirip şekillendiren bir mekândır. Neyin iyi ve kötü, neyin doğru ve yanlış olduğunun aktarıldığı, güzel ahlak ve davranışların öğretildiği, inancın yaşandığı bu ortam ayrıca kişiyi dünya hayatına ve öteki âleme hazırlayan bir mekân olarak önemlidir.[11] Gerçekte ev insanlar arası mesafenin asgari düzeye indiği, yüz yüze, samimi ilişkilerin yaşandığı bir yuvadır.[12] Ev mimarisi bu gerçekleri dikkate alarak aile içi ilişkileri artıracak biçimde tasarlanmalıdır.

Aile içi iletişim din eğitimi açısından da önemli bir faktördür. Aile, dinî değerler ve ilişkiler bakımından çocuklar için bir model teşkil eder ve bu itibarla ailede gerçekleşen din eğitimi çocukları derinden etkiler. Ancak bunun için ailede sağlıklı bir iletişim kurulmalıdır. Dinî inanç ve tutumların şekillenmesiyle ilgili ortaya konulan araştırmalar ve yapılan gözlemler, özellikle ilk çocukluk dönemindeki aile ilişkilerinin en etkili unsur olduğu hususunda uzlaşı içindedir. Taklit ve özdeşleşme yoluyla başlayan dinî hayat, çocuğun bireysel ilgisine ve çevresinin dinî hayatına göre zamanla gelişip derinleşerek onun kişiliğinin bir parçası haline gelir.[13] Dolayısıyla ailenin ikamet ettiği evin, aile için sağlıklı bir iletişiminin kurulmasına katkıda bulunacak tarzda yapılandırılmasının doğru ve iyi bir din eğitimine katkı sağlayacağı kuşkusuzdur.

Aile bütüne sahip bir sistemdir ve bireylerin toplamından öte bir anlama haizdir. Aile, içindeki kişilerin birbirleriyle etkileşiminden oluşan sosyal bir gruptur. Her bir aile üyesinin bir diğeriyle irtibatı söz konusudur. Bu ilişkiler ağı içerisinde her birey, kendi benlik bilincini ve kişiliğini elde eder. Kişiliği oturmuş bireylerin yetişmesi için sağlıklı bir aile ortamı ve etkili bir aile iletişimi gereklidir. Aile içerisinde sağlıklı iletişim kurmanın ve özellikle çocuğu hayata hazırlamanın ve onun sağlam bir kişiliğe sahip olmasının yolu iletişimden geçmektedir. Gözle iletişim, bedensel iletişim, odaklaştırılmış dikkat ve disiplin gibi aile içi iletişimin çeşitli biçimleri bulunmaktadır.[14] Tüm bu iletişim türünün gerçekleşebilmesi mekânın tasarımıyla da yakından ilgilidir. Aile üyeleri arasında iletişimi zayıflatan bir mimari anlayış, sağlıklı bireylerin ve kişiliklerin teşekkülünü de zorlaştıracaktır.

İnsan, kuşkusuz mimarîyi geliştirirken aile içi iletişimi, diğer ihtiyaç ve imkânlarını dikkate almak, kendi inanç sistemiyle ilgili olan bir referanslar sistemini göz önünde bulundurmak zorundadır. Çünkü mimari aile hayatını, aile bireyleri arasındaki ilişkileri etkiler, biçimlendirir.[15] Aile içindeki iletişimin temel nedenlerinden biri, aile içinde yazılı olmayan yasalarla; hangi davranışların onaylandığının, hangi davranışın nerede ve hangi şekilde yerine getirileceğinin ailenin yeni üyelerine aktarılmasıdır. Aile ortamında, kazandırılmak istenen davranışlar değişik şartlandırmalarla kişinin yaşamına yansıtılmaya çalışılır.[16] Bu gayelerin tahakkuku, ev içinde bireyi yalnızlığa iten değil, aile üyelerinin daha çok birlikte zaman geçirmelerini sağlayacak, ortak paylaşımlarını artıracak bir mimariyi gerekli kılmaktadır. Ayrıca tevazu, saygı, nezaket, sadelik gibi duyguların aktarılması, ahlak ve fazilete dair davranışların kazandırılması bir şekilde evin mimarisinin bu hedeflerle uyumlu olarak yapılandırılmasını zorunlu kılar. Sadelik ve tevazudan uzak gösterişli bir ev mimarisinin söz konusu gayelerle çelişkiye düşeceği açıktır.

İnsan, aşkın “varlık”la arasına giren mesafeyi kapatmak, onunla ilişkiyi yeniden kurmak için yaşadığı mekânda arayış halinde olan bir varlıktır. Bu çerçevede mekân, insan için bir emanet, hayatın varlık ve biçim kazandığı özel bir âlemdir. Sürgün bir dünyada mülteci konumundaki insanı mutlaka ulaştıran bir araçtır mekân. Hakikatin ve varoluşun izini sürmek, onunla ilişkili olarak bu âlemde mekâna yapılacak müdahaleler ve inşalarla daha mümkün hale gelecektir. Mekânda oluşan yıkımın ise yansımaları olacak, insanî ilişkiler ve değerler sisteminde de ciddi problemlere neden olabilecektir.[17]

Dinler kendilerine özgü biçimde mimariyi etkiler. İnanç sistemleri farklı olan toplulukların mimarileri de değişik olacaktır. Herhangi bir din müntesibinin evinin planını çocukların eğitimi, ailenin yapısı, kültürel amaçları, mahremiyet şuuru ve yaşlılara saygı gibi değerler belirleyecektir. Mimari inşa edildiği toplumun inanç sistemindeki değerlere göre biçim kazanır. Kişinin dünya görüşü ve inancı eylemlere yansıyan psikolojik tavırların karakterini tanımlar ve belirler. İnsana has duygular herhangi bir eserde, nesnede somutlaşır, düşünce ya da duygular maddede şekil bulur ki buna sanat denilmektedir.[18]

İslam mimarisinin de kendine has özellikleri bulunmaktadır. Doğallık, güzellik, huzur, irfânî hüzün, neşe, sadelik, saygı, sevgi, sorumluluk bilinci, tevazu, ümit gibi değerler İslam’ın ortaya koyduğu mimari anlayışta yer alır. Gösteriş, gurur, kasvet, kibir, ümitsizlik İslâm mimarisinde olumsuzlanan niteliklerdir. İnsan üzerindeki bütün yapay, gayr-i meşrû ve etik dışı etkileri tamamen ortadan kaldırmaya çalışan İslâm, saygıdeğer bir Müslüman birey ve toplum arayışı içindedir. İslâm’ın temel prensipleri ve yaratıcıya, yaratılışa, insanın varoluş içindeki yerine, varlığın hiyerarşisine inanç İslâm mimarîsinin genetik kodlarını teşkil eder. Varlığın, inancın, bilgi ve idrakin aklî, ruhî ve dinî seviyesi bütün sanat formlarında somutlaşır. Bundan ötürü, İslâm sanatları ve mimarîsi nihai noktada İslâm inancının yansımalarıdır. İslâmî bilinç ve inancın ürünü çerçevesinde mimari bir isyan ya da güç sembolü değildir, dünyayı güzelleştirmenin bir aracıdır.[19] Dolayısıyla evler gösterişin, kibrin, riyakârlığın sembolü olarak değil, ahlâkın, merhametin, tevazuun mekânı olarak yükselmelidir. Aksi halde insanlar arasındaki mesafelerin açılmasında etkili olacak, gerek birey ve aile yaşamında ve gerekse toplumsal hayatta olumsuz sonuçlarıyla yüzleşilecektir.

 

  1. Modern Konut: Yalnız Birey

İnsan, belli bir yaşam tarzına göre çevresini şekillendirirken ortaya koyduğu eserler de orada yaşayanların kültürel dünyasını etkilemektedir.[20] Evler genellikle biçimleriyle bir değer inşa etmekte ve bu çerçevede birey üzerinde yansımaları olmaktadır. Ev halkının, ailenin birbirleriyle, çocuklarla, yaşlılarla ve komşularla ilişkisi ve kuşakların irtibatı evin yapısının doğurduğu yaşam tarzına göre şekillenmektedir.[21]

Mimari yapılar hiçbir bireyin yaşam içerisinde etkisinden uzak kalabileceği bir öge değildir. Zira insan, hayatın her alanında, uyurken bile sürekli mimari yapılar ile iç içe yaşamaktadır. Birey resim, heykel, seramik veya grafik gibi sanatsal eserlerden sakınabilir, ancak mimariden ve onun etkilerinden kaçınamaz. Mimari insan davranışlarını şekillendirir ve kişinin psikolojik durumunu etkiler. Evler insanı çevresel etkenlere karşı koruyan güvenli bir alan olduğu kadar, insan faaliyetinin fiziki bir kaydı olarak kültürel bir kanıttır. Bu kültürel gösterge olma niteliği bir ev mimarisinin oluşumundaki belirleyici en önemli faktörlerden birisidir. Evlerin bahçeleri, yolları, sokakları ve komşuluk ilişkisi, sosyal merkezlere olan mesafesi tamamen bu kültürel yapıyla ilişkilidir.[22] Kültürel yapıdaki değişimin mimari üzerinde de sonuçları olacaktır.

Günümüz mimarisi modernitenin öngördüğü rasyonalite çerçevesinde şekillenmiştir.[23] Modernlikle birlikte birçok şey değişmiş, geleneksel yapılar ve ilişkiler bu değişim çerçevesinde belli belirsiz bir görünüme dönüşmüştür. Komşuluk ve akrabalık ilişkileri ekseninde dönen geleneksel şehir kültürü yerini, beton bloklar ve çok katlı yapılar içinde yöneticiler, görevliler ve kat sahipleri arasında işleyen bir bürokratik mekanik ağlara terk etmiştir. Artık mahallenin kuşatıcı, samimi ve dayanışmacı ilişkilerinde yeşeren geleneksel bir çevre değil, birbirini gör(e)meyen kat sakinlerinin olduğu soğuk bir dünya söz konusudur. Her ne kadar insan her koşulda sosyal dokuya uygun yenilenmiş ilişkiler ve anlamlar düzeni içinde varlığını sürdürse de konutun çok katlı beton görünümü, insanı, nitelikli bir devamlılık çizgisinden çok, yıpratıcı bir nesneleşme ve yalnızlaşma dünyasına sürüklemiştir.[24]

Ev mimarisindeki değişim, özerk ve özel odaların teşekkülü, bireyin ve ailenin çevresiyle olan ilişkilerini etkilediği gibi aile içi ilişkileri de etkilemektedir. Mekânın değişmesi yeni sorunlar doğurmakta, bu bağlamda aile üyeleri arasındaki cemaatsel ilişkiler zayıflamakta, insan ev içerisinde yalnızlaşmaktadır. Mahremiyetin korunmasından öte bireysellik temelinde ortak yaşam alanın bölünmesi, özerkliği artıran bir mimarinin gelişmesi paylaşımın, birlikte zaman geçirmenin nedenlerini ortadan kaldırmakta, ailenin birlik ve beraberliğini zayıf bir zemine yaslamaktadır. Evlerin çekirdek aileler için tasarlanır olması kuşaklar arasındaki mesafeyi açmaktadır. Böylesi bir ortamda geleneksel değerlerin yaşanması ve koruması, sosyal değerlerin aktarılması güçleşmektedir. Yalnızlaşan çocuk teknolojinin imkânlarından yararlanarak değişik ağlar içerisine dâhil olmakta, sosyalleşme biçimi değişmektedir. Tüm bu gelişmeler dinî hayatı da etkilemekte, karmaşık ilişkiler ağında yaşanılarak aktarılan din, nakledilen bir bilgiye dönüşmektedir.

Toplumsal gelenekleri ve değerleri dikkate alan bir mimari yerini pozitivist epistemolojinin mekân algısına yaslanan, metafizik dünya ile bağını koparan bir mimari anlayışa bırakmıştır. Günümüz evlerinin mimarisi, evleri küresel tüketim kültürünün bireyci seküler bir mekânına dönüştürerek, bir anlamda maddi-manevi tahribatların yolunu döşemiştir. İnsanın tasavvur ettiği dünyaya bir mesaj olarak şekillendirmeyi arzu ettiği, uzak kaldığı hakikate özlemini yansıttığı mekân modernlikle birlikte standartlaşan bir yapıya, bir tüketim nesnesine, göstergeler üzerinden kişinin kendisini tatmin aracına dönüşmüştür. Modern ev, insanın aşkın varlıkla ilişkisini kuran, diğer varlıklarla bütünleşmesini temin eden bir değer olmanın uzağına düşmüştür. Bugünün evleri, çekirdek ailenin standardize edilmiş evini ve kalıplaşmış ilişkiler düzenini temsil etmektedir.[25] Ayrıca modern insanın ihtirasını, kargaşasını, agresifliği, bireyci ve çelişkili tutumlarını, belli bir bilinçten yoksunluğunu, diğer varlıklarla araya mesafeler koyan pragmatik anlayışını yansıtmaktadır.[26]

Geleneksel değerler, duyarlılıklar, mimari ve kentsel kalite pragmatik bir anlayış, bilinçsiz ve plânsız bir yaklaşım ile yitirilmektedir. İnsanı ve doğayı merkeze alan bir bilincin yoksunluğu, insanı ekolojiden kopuk tuhaf bina toplulukları ile karşı karşıya bırakmaktadır. Doğadan kopuk bir şekilde inşa edilen apartman dairelerinin bir diğer olumsuz tarafı ise insan sağlığını, özellikle de kişinin psikolojik sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmesidir. Yeteri kadar ışık alamayan ve yeteri kadar doğayla bağlantı kuramayan odalar insanları fiziksel olduğu kadar ruhsal açıdan da olumsuz biçimde etkilemektedir. Bu durum aile ilişkilerine yansımakta, aile üyeleri arasında gerginliklerin ve çatışmaların yaşanmasına neden olmaktadır.[27]

Bugünün mimari tasarımlarında insan faktörünün önemli görüldüğünü söylemek güçtür. Duyarsızlaşan soğuk duvarlardan başka, insanı, yaşanmışlığı yansıtan bir unsura rastlanılmamaktadır.[28] Günümüz mimarisi, ontolojik olarak toprak ile ilişkili insanı topraktan ve doğal çevreden uzaklaştırmış, bu durum da kişinin psikolojik durumunu olumsuz biçimde etkilemiştir.[29] Bu açıdan evlerin mimarisinde mekânın dönüştürücü gücü dikkate alınmalıdır. Mekân, insanla anlam elde eder ve tamamlanır. Mekânın temel unsuru insanî olmasıdır. Dolayısıyla evlerin inşasının ekolojik olması, topoğrafyayla örtüşmesi, çevresiyle neredeyse bütünleşecek kadar ahenk sağlaması, başka insanların varlığı ve hakları ile uyumlu olması gerekmektedir. Evler insanın kültürünü, hayat tarzını, alışkanlıklarını, iç dünyasını yansıtmalıdır. Aksi halde aile ve toplum yaşamı bundan olumsuz olarak etkilenecektir.[30] Kuşkusuz dinî hayat da bu olumsuzluklardan payına düşeni alacaktır.

Ailede din eğitimi bir düşünceyi aktarmaktan çok, bir yaşama ve duyma biçiminin aktarılması ile mümkün hale gelir. İyi bir din eğitiminin öncelikli koşulu anne-babanın kendi yaşamları ile çocuklarına örnek olmalarıdır. Bilhassa ilk çocukluk döneminde çocukların zihinsel gelişimi dikkate alınarak somut örneklerden hareketle dinî içerikler aktarılmalıdır. Aile, dinî davranışların ve ilişkilerin tezahür ettiği küçük bir toplum modelidir. Dinî değerler ailede temsil edilen şekliyle çocuğun dünyasında yer edinir. Aile üyelerinin dinî davranışları ve kullandıkları dinî deyimler, ifadeler, onları doğrudan doğruya sembolize eden deruni bir yaşantı içinde yer tutar. Bu açıdan ailede din eğitimi çocuğu derin bir şekilde etkiler.[31] Ancak bireyi yalnızlaştıran, aile içi mesafeleri artıran modern konutun dinî değerlerin temsili için uygun bir zemin olduğunu söylemek zor olsa gerektir.

Dinî hayat bakımından doğa ile iç içe bir yaşam önemli bir husustur. Dindarlık deruni düşünceden, tefekküri hayattan beslenir. Doğadaki her bir varlık, tasarruf, oluş, eylem aşkın varlıktan izler taşır. Bu idrak ile doğaya yönelen bireyde inanç derinleşir, din güçlü bir tutum ve davranış olarak tezahür eder. Güneşin doğuşunu/batışını, gökyüzünün, denizin ihtişamını baharda açan bir çiçeğin güzelliğini, canlılardaki merhameti, doğanın birbiriyle uyumunu idrak eden kişi hakikatin izini sürecek, o hakikatle örtüşen bir yaşam tarzına güçlü adımlar atacaktır. Dolayısıyla doğa ile insan arasını açan bir mimari, insanı huzursuzluğa sürükleyeceği gibi aşkın varlıkla bağını da zayıflatacaktır.

Yaşanabilir bir çevrenin inşası, fiziksel koşullar ve imkânın dikkate alınmasını zorunlu kıldığı gibi insani değerlerin, inancın, sosyal değerlerin de göz önünde bulundurulmasını gerektirmektedir. İnsanın inanan ve sosyal bir varlık olduğu gerçeği göz ardı edildiğinde bedel olarak huzursuz, mutsuz insanlarla karşılaşılacaktır. İnsan-çevre etkileşimi çerçevesinde mimarinin insan davranışlarını yapılandırdığı, sadece insanlar arasındaki uzaklığı değil, aşkın varlıkla, metafizik âlemle ve diğer varlıklarla mesafesini de tayin ettiği hatırlanmalıdır. Ev mimarisi aileyi dağıtan, aralarındaki ilişkiyi zayıflatan, sosyal değerlerinin aktarımını zorlaştıran, bireyciliği merkeze alıp kişiyi yalnızlığa ve mutsuzluğa iten bir anlayış yerine aile içi iletişimi artıran, ortak paylaşım alanlarını çoğaltan, birlikte daha çok zaman geçirmelerini sağlayan, kuşaklar arası bağı kuran bir tasavvura sahip olmalıdır. Bu çerçevede geleneksel Türk evi modern mimariye ışık tutabilir.

 

  1. Aile İçin İlişkiyi Canlı Tutmanın Bir İmkânı Olarak Avlulu Ev

Şehirleşme literatürümüzde yatay şehirleşme olarak yer alan ve geleneksel motife karşılık gelen Türk evi, kaybolmuş komşuluk ilişkilerinin ve nitelikli insani yaşayışın yeşermesi açısından nitelikli bir imkândır. Türk evi, şehirleri mimari ve kültürel açıdan çirkinliğe mahkûm eden betonarme yapıların tasallutundan kurtaracak, hava, çevre ve gürültü kirliliği ile kuşatılan modern kent cangılından uzaklaştıracak, çocukları, gençleri ve yaşlıları sağlıklı komşuluk ilişkilerinde sosyalleştirecek bir sosyal mekân tahayyülü olarak önümüzde durmaktadır. Türk evi, fiziksel bir barınağın ötesinde canlı sosyo-kültürel bir dünya tasavvuru olarak belirmektedir.[32]

Günümüzün modern konutları doğadan kopuk, insan ilişkilerini körelten, samimiyetsiz, soğuk ilişkilere, çıkara dayalı birlikteliklere neden olan bir yapıya sahiptir. Betonarme yapım sistemi ve onun ürünü olan apartman daireleri, insanın fiziksel ve ruhsal sağlığını olumsuz biçimde etkilemekte, çeşitli hastalıklara neden olabilmektedir. Buna mukabil geleneksel evler doğa içerisinde, doğaya rağmen değil, onunla uyumlu ve birlikte, gösterişten uzak bir biçimde yer alır. Geleneksel evler gösterişten uzak, ruh sağlığını dikkate alan ve görsel açıdan huzur veren bir yapıdadır. Geleneksel Türk evi sosyal ilişkilere imkân sağlayan ve bu ilişkileri besleyecek niteliktedir. Örneğin evin en güzel yerinde tasarlanmış ve en süslü odası olan selamlık Türk toplumunun misafirperverliğinin mekânda somutlaşmasıdır.[33] Yine geleneksel Türk evinde bulunan avlu insani ilişkilerin kavşağında bulunur ve bu bakımdan önemli işlevler üstlenir.

Dinlenme, oturma ve uyuma biçimi evi şekillendirir. Bu çerçevede avlu hem sosyalleşmenin en önemli zemini ve ortak kullanım alanı hem de ailenin bir araya geldiği, günlük işlerin yürütüldüğü bir yerdir. Dünya görüşü ve hayat tarzı ile ilişkili olarak doğa ile barışık ve bütünleşmiş olan geleneksel Türk kültüründe oda özel alan işlevini üstlenirken, avlu ailenin ortak alanıdır; mahremiyet anlayışıyla ile ilgili olarak uyuma ihtiyacı genellikle odada karşılanırken, aile üyelerinin ortak dinlenme ve oturma mekânı avludur.  Avlu aile fertlerinin yanı sıra komşularla da sosyal etkileşim alanıdır. Mahremiyet yorumuna göre, bilhassa kadın için özelleşmiş bir mekândır.[34] Haremlik selamlık için uygun olan bu yapı, aynı zamanda kalabalık bir ailenin ikametine imkân verir. Avlu etrafına dizilen müstakil odalar, aile içinde bir kaç evli çiftin bir arada bulunmasına sağlayarak geniş bir aile için de evi uygun hale getirir.[35] Geleneksel evlerin daha geniş bir ailenin ikameti için mümkün yapısına mukabil, modern evler daha çok çekirdek aileler için tasarlanmıştır.[36] Modern konutu sadece çekirdek aile için uygun olması aile içi ilişkilerden akrabalık ilişkilerine, komşuluk ve misafirlik ilişkilerine değin olumsuz yansımalara yol açmaktadır.

Aile içinde bireyin kişilik gelişimine ve sosyalleşmesine katkı sağlamak, onun diğer insanlarla ilişki kurabilme ve onlarla paylaşabilme yeteneğini geliştirmek için çaba sarf etmek gerekir. Bu sağlandığı takdirde bireyin toplumsal değerleri kabullenmesi veya toplum tarafından etik dışı bulunan düşünce ve davranışları reddetmesi daha kolay bir hale gelir.[37] Bu açıdan avlulu ev hem aile içi hem akrabalar arası irtibatı ve hem de komşuluk ilişkilerini temin etmesi ve artırması dolayısıyla önemlidir.

Evlerin tasarımında ailenin maddi ihtiyaçlarından öte, manevi değerlerinin korunmasına yönelik çözümler aranmalıdır. Evlerin, sadece bir barınak olarak değil, ailenin öz kültürünü yoğun bir şekilde yaşayabileceği ve sosyal değerleri çocuklarına rahatlıkla aktarabileceği, doğayla barışık huzurlu bir yuva olarak tasarlanması hedeflenmelidir.[38] Varlıkla ilişkisi içinde insanın mekâna yaklaşımı, bir sahip olma ve tüketme mantığından ziyade kendisini varoluşa götürecek estetik bir arayışın eşliğinde olmalıdır. Mekân, anlamı ve hakikati arayan insanın iyiliği ve güzeli nakşetme istidadı açısından bir araç olarak vardır. Evrenselleşmiş, tüketimin nesnesine indirgenmiş, standart evin estetik bir değere dönüşmesi, kişisel, millî ve medenî kodları nakşetme zemini olması neredeyse imkânsızdır.[39]

 

Sonuç

İnsanın temel ihtiyaçlarından olan evin biçimlenişinde fiziksel koşullar etkili olduğu gibi sosyo-kültürel koşullar da etkili olmaktadır. Böylelikle ev bir yönüyle fiziksel imkânların bir yönüyle de hayat tarzının somut bir tezahürü olarak belirmektedir. Ancak mekânın kendisi de yaşamı şekillendirmekte kimi duygulara kaynaklık edebilmektedir. Bundan ötürü insan evi inşa ederken insan ontolojisini, sosyal değerleri, dinî referansları ve doğa ile uyumu dikkate almak durumundadır.

Toplumsal değişime bağlı olarak evlerin mimarisi de değişmektedir. Mekânın değişimi insan ilişkilerini yeniden yapılandırmaktadır. Bugünün konut mimarisi statü göstergesi olarak sınıflar arasına çizgi çektiği gibi bölünmüş odaları ve ortak kullanım alanlarının azaltılması ile bireyi aile içinde yalnızlığa sürüklemektedir. Mahremiyet İslam’ın da önemsediği bir husustur. Ancak modern konutlar mahremiyetten çok bireyselleşmeyi esas almakta bu da aile içinde birlikte geçirilen zamanı ve paylaşımı azaltmaktadır. Aile içinde yaşanan yalnızlık sosyal değerlerin aktarılmasında güçlüğe neden olduğu gibi dinî hayat açısından da olumsuz etkilere sahiptir.

Modern konut, bireyi yalnızlaştırmasının ve ailede yüz yüze, sıcak, samimi ilişkileri zayıflatmasının yanı sıra kişinin doğa ile bağlarını da kopardığı için tefekkürü de engellemektedir. Aşkın varlığın izini ancak deruni düşünce ile sürebilen insan, doğadan kopmakla ayrı bir yalnızlığa ve mutsuzluğa sürüklenmekte; huzur arayışı, bitmek bilmeyen bir yolculuğa dönüşmektedir. Ayrıca tüketim toplumunda tüketim nesnesi olarak bir imaj göstergesine dönüşen evler İslam’ın öngördüğü tevazuun, sadeliğin yerine kibrin, gösterişin vitrini haline gelmektedir. Böylelikle çocuğa kazandırılmak istenen ahlaki değerlerle çelişen bir durumun yaşanmasına yol açmaktadır.

Sosyal ilişkilerin sağlıklı kurulabilmesi, topluma ait değerlerin doğru şekilde iletimi ve inancın bireyde kökleşebilmesi için insanı, sosyal değerleri ve inancı merkeze alan bir mimari anlayışa ihtiyacımız var. Bu anlamda geleneksel Türk evi aile içi ilişkileri, akrabalık ve komşuluk bağlarını canlı tutmanın ideal bir tipi olarak karşımızda durmaktadır. Avlulu Türk evi bireyin doğa ile iletişimini de canlı tutmakta, bağını güçlendirmektedir. Böylelikle tefekkür hayatını beslemektedir. Bu yönüyle de modern mimariye rehberlik etme potansiyeline sahiptir.

 

Kaynakça

Apaydın, Halil. “Aile İçi İletişim Çocuğun Dinsel Gelişimine Etkisi”. On Dokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 12-13 (2012), 319-337.

Atik, Damla – Nevnihal Erdoğan. “Geleneksel Konut Mimarlığını Etkileyen Sosyokültürel Faktörler: Edirne’de Şinasi Dörtok Evi”. Trakya University Journal of Natural Sciences 8/1 (2007), 21-27.

Bozkurt, S. Gülçin – Hakan Altınçekiç. “Anadolu’da Geleneksel Konut ve Avluların Özellikleri ile Tarihsel Gelişiminin Safranbolu Evleri Örneğinde İrdelenmesi”. Journal of the Faculty of Forestry Istanbul University 63/1 (2013), 69-91.

Cansever, Turgut. “İslâm Mimârisi Üzerine Düşünceler”. çev: Mustafa Armağan. Divan I/1 (1996), 119-146.

Çelik, Celaleddin. “Evden Konuta Meskenin Sosyolojik Dönüşümü”. Düşünen Şehir 3 (2017), 30-41.

Ergül, Hamdi. “Mimarlığın İhmal Edilen Sosyal ve Toplumsal Yönü”. ISITES (2015), 1070-1079.

Göğebakan, Yüksel. “Karakteristik Bir Değer Olan Geleneksel Türk Evi’nin Oluşumunu Belirleyen Unsurlar ve Bu Evlerin Genel Özellikleri”. İnönü Üniversitesi Kültür ve Sanat Dergisi 1/1 (2015), 41-55.

Göregenli, Melek vd.. Selçuk Kent Belleği: Dün, Bugün ve Geleceğin Zihinsel Temelleri. İzmir: Selçuk Belediyesi Selçuk-Efes Kent Belleği Yayınları, 2013.

Gümrükçüoğlu, Süleyman. “Çocuğun Din Eğitiminde Ailenin Rolü”. Kadın Araştırmaları Dergisi 3/1 (2017), 39-60.

Kayserili, Alperen. “Türkiye’de Modern Konut Kültürü”. Kent Çalışmaları I, ed. Arif Keçeli-Şaban Çelikoğlu (Ankara: Detay Yayıncılık, 2014), 253-274.

Kukaracı, İ. Umut – A. Murat Aktemur. “Modernleşme Süreci İçerisinde Erzurum Konut Mimârisinin Geldiği Nokta”. Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi 11 (2003), 45-62.

Mülayim, Selçuk. “Mimâri”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2005), 30/91-95.

Şentürk, Murat. “Turgut Cansever Düşüncesinde Şehrin Değişimi”. İnsan&Toplum 4/7 (2014), 25-55.

Turgut, Faruk. "Bir Şehir Düşlemek: Turgut Cansever Mimarlığı Üzerine Bir Çözümleme". Sosyoloji Divanı 4/7 (2016), 155-170.

[1] Selçuk Mülayim, “Mimâri”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2005), 30/91.

[2] Damla Atik – Nevnihal Erdoğan, “Geleneksel Konut Mimarlığını Etkileyen Sosyokültürel Faktörler: Edirne’de Şinasi Dörtok Evi”. Trakya University Journal of Natural Sciences 8/1 (2007), 22.

[3] A. Rapoport, “House Form and Culture”. Englewood Cliffs, N.J. Prentice-Hall, 1969 akt. Atik & Erdoğan, “Geleneksel Konut Mimarlığını Etkileyen Sosyokültürel Faktörler", 22.

[4] Yüksel Göğebakan, “Karakteristik Bir Değer Olan Geleneksel Türk Evi’nin Oluşumunu Belirleyen Unsurlar ve Bu Evlerin Genel Özellikleri”. İnönü Üniversitesi Kültür ve Sanat Dergisi 1/1 (2015), 42.

[5] Turgut Cansever, “İslâm Mimârisi Üzerine Düşünceler”. çev: Mustafa Armağan. Divan I/1 (1996), 119-146.

[6] Göğebakan, “Karakteristik Bir Değer Olan Geleneksel Türk Evi’nin Oluşumunu Belirleyen Unsurlar”, 44.

[7] Melek Göregenli vd., Selçuk Kent Belleği: Dün, Bugün ve Geleceğin Zihinsel Temelleri (İzmir: Selçuk Belediyesi Selçuk-Efes Kent Belleği Yayınları, 2013), 39, 40.

[8] Cansever, “İslâm Mimârisi Üzerine Düşünceler”, 124.

[9] Murat Şentürk, “Turgut Cansever Düşüncesinde Şehrin Değişimi”. İnsan&Toplum 4/7 (2014), 32.

[10] Faruk Turgut, "Bir Şehir Düşlemek: Turgut Cansever Mimarlığı Üzerine Bir Çözümleme". Sosyoloji Divanı 4/7 (2016), 155-170.

[11] Göğebakan, “Karakteristik Bir Değer Olan Geleneksel Türk Evi’nin Oluşumunu Belirleyen Unsurlar”, 44.

[12] Turgut, "Bir Şehir Düşlemek", 169.

[13] Süleyman Gümrükçüoğlu, “Çocuğun Din Eğitiminde Ailenin Rolü”. Kadın Araştırmaları Dergisi 3/1 (2017), 40.

[14] Halil Apaydın, “Aile İçi İletişim Çocuğun Dinsel Gelişimine Etkisi”. On Dokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 12-13 (2012), 319-337.

[15] Cansever, “İslâm Mimârisi Üzerine Düşünceler”, 119-146.

[16] Apaydın, “Aile İçi İletişim Çocuğun Dinsel Gelişimine Etkisi”, 321.

[17] Celaleddin Çelik, “Evden Konuta Meskenin Sosyolojik Dönüşümü”. Düşünen Şehir 3 (2017), 33.

[18] Göğebakan, “Karakteristik Bir Değer Olan Geleneksel Türk Evi’nin Oluşumunu Belirleyen Unsurlar”, 43.

[19] Cansever, “İslâm Mimârisi Üzerine Düşünceler”, 119-146.

[20] Çelik, “Evden Konuta Meskenin Sosyolojik Dönüşümü”, 30.

[21] Şentürk, “Turgut Cansever Düşüncesinde Şehrin Değişimi”, 39.

[22] Göğebakan, “Karakteristik Bir Değer Olan Geleneksel Türk Evi’nin Oluşumunu Belirleyen Unsurlar”, 42.

[23] Turgut, "Bir Şehir Düşlemek", 155.

[24] Çelik, “Evden Konuta Meskenin Sosyolojik Dönüşümü”, 33.

[25] Çelik, “Evden Konuta Meskenin Sosyolojik Dönüşümü”, 30-41

[26] Cansever, “İslâm Mimârisi Üzerine Düşünceler", 119-146.

[27] Alperen Kayserili, “Türkiye’de Modern Konut Kültürü”. Kent Çalışmaları I, ed. Arif Keçeli-Şaban Çelikoğlu (Ankara: Detay Yayıncılık, 2014), 259.

[28] Hamdi Ergül, “Mimarlığın İhmal Edilen Sosyal ve Toplumsal Yönü”. ISITES (2015), 1072.

[29] İ. Umut Kukaracı – A. Murat Aktemur, “Modernleşme Süreci İçerisinde Erzurum Konut Mimârisinin Geldiği Nokta”. Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi 11 (2003), 52.

[30] Ergül, “Mimarlığın İhmal Edilen Sosyal ve Toplumsal Yönü”, 1072.

[31] Apaydın, “Aile İçi İletişim Çocuğun Dinsel Gelişimine Etkisi”, 319-337.

[32] Çelik, “Evden Konuta Meskenin Sosyolojik Dönüşümü”, 30-41.

[33] Kukaracı & Aktemur, “Modernleşme Süreci İçerisinde Erzurum Konut Mimârisinin Geldiği Nokta”, 47, 51.

[34] S. Gülçin Bozkurt – Hakan Altınçekiç, “Anadolu’da Geleneksel Konut ve Avluların Özellikleri ile Tarihsel Gelişiminin Safranbolu Evleri Örneğinde İrdelenmesi”. Journal of the Faculty of Forestry Istanbul University 63/1 (2013), 79-85.

[35] Çelik, “Evden Konuta Meskenin Sosyolojik Dönüşümü”, 30-41.

[36] Kayserili, “Türkiye’de Modern Konut Kültürü”, 261.

[37] Apaydın, “Aile İçi İletişim Çocuğun Dinsel Gelişimine Etkisi”, 319.

[38] Kukaracı & Aktemur, “Modernleşme Süreci İçerisinde Erzurum Konut Mimârisinin Geldiği Nokta”, 52.

[39] Çelik, “Evden Konuta Meskenin Sosyolojik Dönüşümü”, 33.