Gençlere Örnek Bir Kur’ân Kahramanı: Kur’ân’da İsmi Geçen Tek Sahabî Hz. Zeyd

Hikmetli kitabın anlatımlarında sayısız mesaj yüklü incelikler vardır. Kur’ân, mesajının evrensel olması, okuyan herkesin kendisini anlatılan kıssaların içerisinde bulması gibi hikmetlere mebni olarak yer ve şahıs isimlerini çok fazla zikretmez. Ancak bazen de çok özel sebep ve hikmetler için bazı isimlere yer verir. Sözgelimi Kur’ân’da Hz. Meryem’den başka kadın ismi açıkça geçmez. Kur’ân’da ilk muhataplarla ilgili pek çok ayet vardır, ancak onlardan Hz. Peygamber’in ismi dışında yalnızca Hz. Zeyd’in ismi açıkça geçer. Kur’ân’ın indiği dönem müşriklerinden de yalnızca Ebû Leheb künyesi açıkça geçer. Bu yazıda Kur’ân’ın açıkça andığı isimlerden biri olan Hz. Zeyd’in kısa özgeçmişi, isminin anılma sebep ve hikmeti üzerinde durulacak, Hz. Zeyd ile ilgili ayetlere temas edilecek, bu ayetlerden özellikle isminin açıkça geçtiği ayetin tahlili yapılacaktır. Bu şekilde bir Kur’ân kahramanının şahsiyeti, özelde günümüz gençlerine, genelde tüm insanlığa mesaj verici yönüyle ortaya konulacaktır.

Gençlere Örnek Bir Kur’ân Kahramanı: Kur’ân’da İsmi Geçen Tek Sahabî Hz. Zeyd

Ali AKPINAR, Prof. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi

Sayfa: 97-116

Özet

Kur’ân-ı Kerîm, kendisini hikmetli Kur’ân diye tanımlar: Yâsîn, hikmetli Kur’ân’a andolsun! (Yâsîn 1/2) Zira o, her söylediğinde ve her eylediğinde sayısız hikmet olan Yüce Allah’ın kelamıdır. Kitap'ın indirilmesi, Azîz ve Hakîm olan Allah katındandır. (Zümer 39/1, Ğâfir 40/2, Câsiye 45/2, Ahkâf 46/2) Kur’ân okuyucusuna düşen, onun hikmetlerini araştırmak ve gücü nispetinde onları ortaya koymaktır. Zira Kur’ân’ın hikmetleri anlaşıldıkça onun eşsizliği daha iyi anlaşılacak, ona iman güçlenecek ve o güçlü iman muhataplarını, İlahî mesajın gereklerini yerine getirmeye götürecektir. Bunun gerçekleşmesi ise derinlikli okumakla mümkün olacaktır.

Kur’ân, inişinden önce yaşanmış kıssaları ve indiği dönemde yaşananları muhataplarına sunarken onları, detaya inmeden ibret verici yönleriyle anlatır. Zira o, mesajının ayrıntılar içerisinde kaybolmasını istemez. Zaten o, anlattığı olayları kronolojik bir sırayla ve baştan sona anlatmaz, aksine mesaj verici yönleriyle kesitler halinde anlatır. Sözgelimi Kur’ân’da en fazla anlatılan Musâ kıssasında, Hz. Musa’nın doğumundan ölümüne bir hayat hikâyesi anlatılmaz. Ve onun kıssası, farklı surelerde kesitler halinde sunulur. Kıssaların en güzeli diye nitelenen Hz. Yusuf kıssası da benzerdir. Sözgelimi o kıssada Hz. Yusuf’un aile hayatı, peygamber olduktan sonraki tevhid mücadelesi ayrıntılı bir şekilde anlatılmaz. Yine aynı sebeple Kur’ân anlatımlarında, çok fazla mekân ve şahıs isimlerine yer vermez. Ancak zaman zaman Kur’ân, anlattıklarının gerçek hayatta yaşandığına kanıt olsun diye yer ve şahıs isimlerini zikreder. Bu anlatım metodu, anlatılanların zihinlerde somutlaşmasını da sağlar. Pek çok peygamber ismi yanında Kur’ân’da ismi geçen tek kadın olan Hz. Meryem ismi ve Kur’ân’ın indiği dönem insanlarından adı anılan tek sahâbî olan Hz. Zeyd ismi de bu meyanda oldukça dikkat çekicidir. Hz. Meryem, Kur’ân’da ismi geçen tek kadındır, Hz. Zeyd de Kur’ân’da ismi geçen tek sahabîdir. Her iki sunumda da pek çok hikmet vardır.

Tefsirlerimiz, Hz. Meryem’in isminin Kur’ân’da defalarca geçiş hikmetiyle ilgili bilgilere geniş yer verdikleri halde, Hz. Zeyd’in isminin geçiş hikmetleri üzerinde pek fazla durmazlar. Belki de bunda Hz. Meryem isminin kadın olarak otuz dört kere geçmesine karşılık; Hz. Zeyd’in isminin bir kere geçişinin etkisi olmuştur. Ne var ki Kur’ân’da bir kere de geçse her kelime, her konu üzerinde durulmaya ve araştırılmaya değerdir. Kaldı ki ismi açıkça geçmese de Hz. Zeyd ile ilgili olarak inmiş başka ayetler de mevcuttur. Başka sahâbîler hakkında inmiş ayetler vardır. Ancak Hz. Zeyd’in isminin açıkça zikredilmesi, onu diğerlerinden farklı kılmaktadır.

Biz bu yazımızda, Hz. Zeyd’in isminin açıkça anılış hikmetleri üzerinde durarak bu güzel insanın çocukluk, gençlik ve olgunluk çağlarındaki güzellikleriyle genç-yaşlı, kadın-erkek tüm herkese ışık tutan örnekliğini ortaya koymaya çalışacağız. Bunun için de önce Kur’ân’da ismi geçen tek kadın Hz. Meryem’in ayetlerde anılış hikmetlerini özetledikten sonra buradan hareketle Hz. Zeyd’in isminin anılışındaki hikmetleri açıklamaya çalışacağız.

Elbette Kur’ân’da ele alınan her konu önemlidir, Kur’ân’ın andığı her isim de üzerinde durulmaya değerdir. Ancak bu isim Hz. Zeyd gibi, küçük yaşlarından itibaren Hz. Muhammed’in hizmetinde bulunmuş, ona iman edenlerin ilklerinden olmuş, pek çok dinî hükmün belirlenmesinde rolü olmuş ve İslamî güzelliklerle dopdolu bir hayat yaşadıktan sonra cephede şehit olarak bu dünyadan göç etmiş bir şahsiyet olursa ayrı bir ehemmiyet arz edecektir. Hz. Zeyd, sekiz yaşlarında Hz. Muhammed’in hizmetine girmiş, on beş yaşlarında bir delikanlı iken amcalarıyla birlikte kendisini almaya gelen babasına, ben Muhammed’i, hiç kimseye tercih etmem diyerek onun yanında kalma feraset ve dirayetini gösteren bir şahsiyettir. Onun yirmi dokuz yaşlarında ilk Müslümanlardan olması da basiretinin bir başka göstergesidir. Samimiyet, sadakat, basiret, feraset, dirayet, cesaret, fedakarlık, sehavet, teslimiyet gibi pek çok erdemle dolu bereketli bir hayatı yaşadıktan sonra ellili yaşlarda şehit olarak bu dünyadan ayrılması da o güzel insana Yüce Allah’ın özel bir lütfudur.

Hz. Zeyd, çocukluğundan yaşlardaki ahir ömrüne kadar Hz. Peygamberin hizmetkârı, onun Tâif’e hicretinde yegâne yol arkadaşı, evlatlık yasaklanmadan önce Hz. Muhammed’in oğlu, İslam’ın Mekke döneminde Hz. Hamza’nın Medine döneminde ise Üseyd b. Hudayr’ın kardeşliği, Hicrette Hz Peygamberin ailesini Medine’ye getiren görevlisi, Bedir savaşından sonra zafer müjdecisi, yaptığı hayırlarla Hz. Peygamberin müjdesine ve övgülerine nail olmuş bir hayır adamı, Hendek savaşında Muhacirlerin sancaktarı, pek çok seriyyede komutan, şehit olduğu son seriyyede de komutanlar komutanı başkumandan, yine Hz. Peygamberin ölüm döşeğinde atadığı komutanı Hz. Üsame’nin babası; evlatlığın yasaklanması, evlatlığın boşadığı kadınla evlenilmesi, gibi dini hükümlerin belirlenmesinde aktif olarak yer almış pek çok meziyetle mücehhez bir şahsiyettir. Kölelikten Peygamber komutanlığına ve nihayet şehadete terfi eden bir kişiliktir Hz. Zeyd. Kur’ân’da ismi açıkça geçen Ahzab suresi otuz yedinci ayet yanında, onunla ilgili olarak başka ayetler de inmiştir. Yazıda onlara da temas edilecektir.

Rol model güzel insanlara hararetle ihtiyaç duyulan günümüzde Hz. Zeyd gibi kahramanların tanınması büyük önem arz etmektedir. Zira Hz. Zeyd’in örnekliği, herkese yön veren ve istenirse her dönemde yaşanılabilir bir örnekliktir. Bu bağlamdan hareketle özellikle gençler için bir rol model olarak tanınması gayesiyle bu çalışmamızda Hz. Zeyd’in örnek kişiliğini ortaya koyma gayretinde olduk.

 

  1. Zeyd’in Kısa Özgeçmişi

Zeyd b. Hârise, Bisetten otuz beş yıl kadar önce doğmuştur (m: 581). Yemenli Kelb kabilesine mensup olduğu halde kaynaklarımız onu Peygamberimizin mensup olduğu Hâşimoğulları listesinde tanıtmıştır. Çocukken kaçırılıp Ukaz panayırında köle diye satılmış, onu Hz. Hatice’nin yeğeni Hakîm b. Hizâm satın alıp Hatice’ye, o da kocası Hz. Muhammed’e hediye etmiştir. Zeyd, o sıralarda sekiz yaşlarındadır. Onu arayan babası, amcalarıyla Mekke’ye gelip fidye karşılığı onu geri almak isterler. Peygamberimiz ise kalıp kalmama konusunda Zeyd’i serbest bırakır, o ise seni hiç kimseye tercih etmem[1] diyerek babasıyla ailesine dönmeyi değil, Hz. Muhammed’in yanında kalmayı tercih eder. Bunun üzerine Hz. Muhammed de onu azat edip evlatlık edinmiştir. O sırada Zeyd takriben on beş yaşlarında bir gençtir. Zeyd’in, gördüğü insanî ve ahlakî erdemler karşısında Hz. Muhammed’in yanında kalmayı ailesine dönmeye tercih edişi, onun erken yaşlarında bile ne kadar öngörülü ve dirayetli oluşunu gösterir. Onun ileriki yıllarda genç yaşında ilk Müslümanlardan olması da bunun açık kanıtıdır.

Zeyd, evlatlığı yasaklayan[2] Ahzâb suresinin 5. ayeti ininceye kadar Zeyd b. Muhammed diye çağrılırdı. Peygamberimizce çok sevildiğinden Hıbbu-Rasül/Rasülün Sevgili Dostu diye anılırdı. O da hayatı boyunca Peygamberimizden hiç ayrılmadı. Hz. Peygamber’in ona olan sevgisini Hz. Aişe şöyle anlatır: Bir sefer Zeyb b. Hârise Medine'ye geldi, Rasülullah benim odamdaydı, geldi kapıyı çaldı, Rasülullah kalktı, ona sarıldı ve öptü.[3]

29 yaşlarında iken ilk Müslümanlardan oldu. O, azatlı köleler (mevlâ) sınıfından Müslüman olan ilk erkektir. Peygamberimiz Ka’be’de namaz kılıp dua ederken Hz. Zeyd, Hz. Ali ile birlikte gerilerde oturur ve Peygamberimizi kollayarak bir anlamda koruma görevi yaparlardı. Peygamberimiz onu Mekke’de Hz. Hamza ile Medine’de ise Üseyd b. Hudayr ile kardeş ilan etti. Tâif yolculuğu sırasında da Hz. Peygambere eşlik eden tek kişi olarak Hz. Zeyd, Rasülü korumak için gayret etmiş, onunla beraber kan revan içerisinde kalmıştı.

Peygamberimiz onun hakkında şöyle buyurmuştur: Sen bizim kardeşimiz ve mevlâmızsın.[4] O da her konudaki samimiyeti, Hz. Peygamber’i kendi ailesine tercih edişi, liyakati ile bütün bu övgülere layık olmuştur. Hz. Zeyd, Sevdiğiniz şeylerden sarf etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarf ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir[5] ayeti inince, benim en sevdiğim şey Şeybel(e) isimli atımdır diyerek onu tasadduk etmiş, Peygamberimiz de onun bu samimiyet ve teslimiyeti karşısında Şüphesiz Yüce Allah hayrını kabul etti diyerek onu müjdelemiştir.[6] Bu olay onun ayetler karşısındaki samimiyet ve teslimiyetini ortaya koymaktadır.

Hz. Zeyd, Bedir, Uhud, Hendek gazvelerinde ve Hudeybiye’de hazır bulundu, Hayber’in fethine katıldı. Bedir zaferi müjdesini Hz. Peygamber’in devesinin üzerinde Medine’ye o getirdi. Hendek savaşında muhacirlerin sancaktarı oldu. Pek çok (7 yahut 9) seriyyeye kumandan olarak katıldı. Onun hakkında Hz. Aişe şunları söyler: Allah Rasülü, sefere bir ordu gönderdiğinde mutlaka Zeyd’i komutan tayin ederdi. Şimdi hayatta olsaydı Rasül, yerine onu halife bırakırdı.[7] Bu onun güçlü bir irade, zorluklar karşısında hızlı ve isabetli karar verme gücü yanında, güçlü bir fiziğe sahip olduğu ile açıklanabilir. Nitekim Zeyd’in oğlu Üsâme’yi ordu komutanı atayışı hakkında ileri geri konuşanlara Peygamberimiz şöyle çıkışarak hem Üsâme’nin hem de babası Zeyd’in komutanlığa liyakatli olduğunu belirtmiştir: Siz onun kumandanlığını yeriyorsunuz, daha önce de babası Zeyd’in kumandanlığı hakkında konuşmuştunuz. Vallahi o kumandanlığa liyakatlidir ve bana insanların en sevimlisidir.[8]

Zeyd’in 32 yaşlarında iken gerçekleşen Ümmü Eymen ile evliliğinden oğlu Üsâme oldu. Ümmü Eymen, Hz. Peygamber’in dadısı olan ve hakkında anamdan sonraki anam, cennet hanımefendilerinden biri[9] dediği seçkin bir hanımdır. Medine’ye hicret eden Hz. Zeyd, daha sonra Ebû Rafi’ ile birlikte Mekke’ye gelerek Hz. Peygamber ve Hz. Ebubekir ailelerini Medine’ye getirmiştir.

Bedir zaferinden sonra Peygamberimiz onu halakızı Zeyneb bnt. Cahş ile evlendirdi. Hz. Peygamber’in öncülüğünde gerçekleşen bu evlilikle İslam’ın köle-efendi gibi sosyal tabaka ayrımını ortadan kaldırışına örneklik hedeflenmiştir. Ancak evlilik iki sene gibi kısa bir süre sonra boşanmayla sonlanmıştır.

50-55 yaşlarında iken Hz. Peygamber onu, -birden fazla komutan atandığı için Ceyşü’l-Ümerâ denilen- Mute savaşına komutanların komutanı olarak tayin edip duayla uğurladı. Şehadet haberi gelince ise Hz. Peygamber ağladı ve sebebini soranlara Bu sevgilinin sevgilisine olan özlemidir… Zeyd’e istiğfarda bulunun, o cennete girmiştir ve orada koşmaktadır buyurdu.[10] Hz. Ömer, halifeliği döneminde Zeyd’in oğlu Üsâme’ye bağlanan maaşın kendi maaşından fazla olması sebebiyle itiraz eden oğlu Abdullah’a şöyle cevap vererek Hz. Zeyd ve oğlu Üsâme’nin ashab arasındaki seçkin konumlarına dikkat çekmiştir: “Zeyd, senin babandan; oğlu Üsâme de senden daha sevgiliydi Rasûlullâh’a. Ben bu uygulamamla Allah Rasûlü’nün sevgisini, kendi sevgime tercih ettim.”[11]

Bu kısa anlatımlardan da anlaşılacağı üzere Hz. Zeyd pek çok meziyeti üzerinde toplamış, pek çok konuda herkes için örnek olabilecek bir şahsiyetti.

 

  1. Kur’ân’da İsmi Geçen Tek Sahâbî Olması
  2. Kur’ân’da Geçen İsimler

İnsanın eğitimi, isimleri öğrenmesiyle başlamıştır. Yüce Yaratıcı Hz. Âdem’e eşyanın isimlerini öğretmiştir. İnsanın meleklerle sınavı da isimlerle olmuştur.[12] İsimler, varlıkların tanınmasını sağlayan en önemli göstergelerdir. İsimler olmasaydı, öğrenme bu kadar kolay olmaz ve bu kadar hızlı gelişmezdi.

Son ilahî kitap olarak indirilen Kur’ân, mesajını sunarken yer, şahıs ve diğer isimlere yer verir. Genel olarak bakıldığında Kur’ân, geçmişte yaşanmış gerçek olayları anlatırken çok fazla olayın kahramanlarının ve olayın yaşandığı yerlerin isimlerini zikretmez. Bunun temel sebebi, anlatılan olaydaki mesajın evrensel olması ve mesajın ayrıntılar içerisinde kaybolmamasıdır. Böylece herkes anlatılan kıssada kendini bulabilsin, alacağı dersi alabilsin. Ancak Kur’ân, anlattığı olayları somutlaştırmak ve onların gerçek hayatta yaşandığını belirtmek için az da olsa bazı isimlere yer verir.

Sözgelimi binlerce peygamberden yirmi beşinin ismi Kur’ân’da geçer.[13] Nüzul sırasına göre Kur'ân'da ilk ismi geçen kişi Yunus peygamberdir. O, ikinci sırada inen Kalem suresinin 48. ayetinde 'Sahibü'l-Hût' (Balık sahibi) diye geçmekte ve bu ayette Hz. Peygamber’den Mekke müşriklerinin tepkilerine karşı Hz. Yunus peygamber gibi sabretmesi istenmektedir. Geçmiş dönemde yaşamış salih kişilerden sadece İmran, Uzeyr, Tubba' ve Lokman'ın isimleri geçer Kur’ân'da. Önceki dönemin kafirlerinden ise sadece Kârun, Hâman, Sâmirî, Câlut, ve Âzer'in adı geçer. Kaynaklarımızda bunların isim yahut unvan olup olmadığı tartışılmıştır.  

Lakap[14] olarak ise Kur’ân öncesi dönem sâlihlerinden İlyas, Zülkifl (kısmet sahibi) ve Zülkarneyn (güç sahibi cihan hükümdarı); Kur’ân öncesi dönem kâfirlerinden ise Fir'avun geçer. Ayrıca Ya’kûb peygamberin lakabı olarak 'İsrâîl'; İsa peygamberin lakabı olarak 'Mesîh' kelimeleri de Kur’ân’da yer alır. İlyas'ın Hz. İdris'in; Zülkifl'in ise Hz. İlyas'ın lakabı olduğu da öne sürülmüştür.[15] Hanımlardan ise Kur’ân'da sadece Hz. Meryem'in adı geçer.

Kur’ân'ın indiği dönem insanlarından hem mümin erkek ve kadınlarla hem de inanmayan erkek ve kadınlarla ilgili pek çok ayet vardır. Ama bu ayetlerde kişi isimleri açıkça geçmez. Bu ayetlerin kimler hakkında indiğini tefsir kaynaklarından öğrenmekteyiz. Ayetlerin kimler hakkında indiğini öğrenmek, ayetin canlı/müşahhas bir örnekle daha doğru anlaşılmasına önemli ölçüde katkı sağlar. Ama burada asıl önemli olan husus şudur: Ayette sözü edilen kişinin ismi açıkça geçmemekle, ayetteki mesajın daha geniş kesimlere taşınması hedeflenmiştir. Örneğin sahabenin büyükleri ile ilgili indiği belirtilen ayetlerin anlaşılmasında, sözkonusu sahabîleri ve özellikle de ayetin inmesine sebep olan tavırlarını tanımakla ayetlerin daha doğru ve kolay bir şekilde anlaşılması sağlanır. Böylece ayetteki manaların benzer tavır ve özellikteki diğer müminlere taşınması da söz konusu olur. Aynı şekilde Mekke müşrikleri hakkında inmiş ayetler, o müşriklerin ve özellikle o ayetin inişine sebep olan tavırlarının tanınmasıyla daha kolay ve sağlıklı bir biçimde anlaşılır. Aynı şekilde benzer karakterdeki müşriklere ayetin taşınması/hükmünün uygulanması ve onlara benzer şer odaklarının tanınması sağlanmış olur. Nitekim bu konuda, Tefsîr usulünde sebebin özel olması, hükmün genel olmasına mani değildir şeklinde ifade edilen yaygın kaide işletilerek mesaj sonraki kuşaklara taşınır.

Bu giriş bilgilerinden sonra konunun iyi anlaşılması için önce ismi geçen tek kadın olması ve tefsirlerimizde onun isminin zikrediliş hikmetlerinin ayrıntılı açıklanması hasebiyle Hz. Meryem, ardından yine Kur’ân’ın indiği dönem insanlarından iki ismin Kur’ân’da geçiş hikmetlerini açıklamaya çalışalım.

 

  1. Meryem’in İsminin Geçmesi

İsrailoğulları Hz. Meryem ve onun babasız dünyaya gelen çocuğu Hz. İsa hakkında ileri geri konuştukları için Yüce Allah onun ismini açıkça zikretmiş, hem de onların iddialarını tamamen geçersiz kılmak ve Hz. Meryem'in dedikodulardan tamamen uzak olduğunu net bir biçimde anlatmak için tekrar tekrar onun ismini açıkça anmıştır.[16] Bunun pek çok hikmeti vardır. Her şeyden önce Hz. Meryem sıradan bir kadın değildir. O, hiçbir erkekle beraber olmadığı/evlenmediği halde hamile kalıp çocuk doğurmuş ve Hz. İsa'ya anne olmuştur. Bu yüzden de o, bedenî ve ruhî saflığı, kendini Allah’a ibadete adaması, iffet ve namusunu koruması sebebiyle Betûl olarak adlandırılmıştır.[17]

Hz. Meryem, daha ana karnında iken annesi tarafından Allah’a adanmış,[18] doğar doğmaz Hz. Zekeriya’nın himayesinde mabede konulmuş; Allah'ın hizmetçisi anlamına gelen Meryem ismine uygun bir kulluk sergilemiş; kadın-kız başına, kirli bir toplumda temiz kalmasını bilmiş, iffet âbidesi bir hanım olmayı başarmış; bu özellik ve güzellikleriyle Kur’ân'da anılmaya ve bir Kur’ân suresine isim olmaya layık olmuştur. Yüce Allah'ın erişilmez kudreti gereği Hz. Meryem'den dünyaya gelen Hz. İsa, babasız ama nesebi sahih bir evlat olduğu belgelenmek üzere Meryem oğlu İsa diye takdim edilmiştir.[19]

Peygamberimiz (s) dışında, Kur'ân'ın indiği dönemde yaşayan kimselerden yalnızca iki isim Kur'ân'da geçmektedir. Bunlardan biri mümin Hz. Zeyd b. Hârise, diğeri ise, kâfir Ebu Leheb'dir. Önce Ebû Leheb isminin geçiş hikmetini kısaca açıklayalım.

 

  1. Ebû Leheb’in Künyesinin Geçmesi

Kur'ân onu, adı herkes tarafından bilindiği için yahut Abdüluzza (Uzza putunun kulu) isminin çirkin bir anlam taşıması nedeniyle ismiyle değil, künyesiyle anmıştır.[20] 

Ebu Leheb, şahsında tüm olumsuzlukları toplamış biriydi. O, Hz. Peygamber'e yakınlığına rağmen, ona ilk karşı çıkan ve bu konuda müşrikleri örgütleyen kimsedir. Hz. Peygamber'e karşı kötü bir amca, kötü bir dünür, kötü bir komşu, hanımı ile birlikte kötü bir aile ve Hz. Peygamber'in davasına karşı da amansız/azılı bir düşmandı. Tüm bu konularda kötülükleri şahsında toplamış ve ilahî kudretçe ilerde de müslüman olmayacağı bilindiğinden tescillenmiş/mühürlenmiş, şirk cephesinin önderi bir kötülük odağı olarak Kur’ân'da anılmayı hak etmiş ve bu konuda sembol olmuştur. Onun künyesinin zikredilmesiyle, kıyamete dek gelecek olanlara kalıcı bir ders verilmek istenmiştir.

 

 

  1. Zeyd’in İsminin Geçmesi

Hz. Zeyd’in isminin geçmesinin de pek çok hikmeti vardır. Her şeyden önce bu durum, anlatılan olayın gerçek hayatta yaşandığının açık kanıtıdır. Anlatılan olayda bir boşanma söz konusu edilmiştir. Nikâh ve boşanmada isimler belirleyicidir, boşama yetkisi de öncelikle kocadadır, bu yüzden Zeyd’in ismine yer verilmiştir. Öte yandan söz konusu edilen bu boşanma olayında çok önemli bir cahiliye uygulaması kaldırılmakta ve yeni bir dinî hüküm konulmaktadır. Bu yüzden olayın somut olarak açıklanmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu uygulama ile evlatlık edinilmekle kişilerin gerçek evlat olmayacağı, dolayısıyla evlatlık edinilenin boşadığı kadınla evlatlık edinenin evlenmesinde bir sakınca olmayacağı ortaya konulmuştur. Sebep ve hikmeti ne olursa olsun Hz. Zeyd’in isminin açıkça geçmesi bu sahâbî için büyük bir lütuftur.

Yüce Allah, kitabında adını açıkça anarak bu kişiye büyük bir derece lütfetmişti. Artık Hz. Zeyd, adı mihrablarda/namazlarda oku­nan bir Kur'ân haline gelerek büyük bir derece kazanmış olacak ve hiç unutulmayacaktı. Bu durum, evlatlık edinilmekle Muhammed’in oğlu olma şerefini kaybeden Zeyd için bir teselli olacaktı. Böylece Zeyd’in adı, okunan Kur’ân ayeti sayesinde müminlerin dillerinde sürekli anılacak hale gelmişti. Evet, Zeyd'in adı, şerefli kılınmış, yüceltilmiş, ter­temiz sahifelerde yazılıdır. Şerefli yazıcılar tilavette onun adını zikredip du­rurlar. Böylesi bir durum Kur’ân’ın indiği dönem müminleri arasından yalnızca Hz. Peygamber’e ve Hz. Zeyd’e nasip olmuştur. Ayrıca ayette, hani Allah'ın da kendi­sine nimet verdiği müjdesi vardır. Buradaki nimet ise imandır, bu onun müminliğini tescil etmekte ve onun cennetliklerden olduğuna da delil sayılmaktadır. Onun vefatından önce bunu öğren­miş olması da onun için bir başka lütuf olmuştur.[21]

Nübüvvet öncesi Hz. Peygamber köle olarak aldığı Zeyd b. Hârise'yi Arap geleneğine uygun şekilde evlatlık edinmişti. İşte bu yüzden müşrikler Hz. Zeyd'i, 'Muhammed’in oğlu'[22] olarak çağırıyorlardı. Onun Hz. Peygamber’in oğlu olmadığını tescil etmek için ismi açıkça geçmiştir.[23] Nitekim Kur’ân konuya şöyle açıklık getirir: Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir."[24] Kur’ân, öz oğulların eşleriyle evlenmeyi haram kılmıştır: öz oğullarınızın eşleri ile evlenmek size haram kılındı.[25] Hz. Peygamber’in yaşayan oğlunun olmadığı açıklanarak onun yaptığı evliliğin meşru’ olduğu açıklanmış olmaktadır.

Hz. Zeyd'in adının geçtiği söz konusu ayet de şöyledir: "Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir."[26]

Ebu Leheb'in tüm olumsuzlukları şahsında toplayan, bir kötülük odağı olması gibi, Hz. Zeyd de şahsında güzelliklerin toplandığı bir iyilik abidesi, örnek bir şahsiyetti. Onun herkese nasip olmayan bu meziyetlerinden bazılarına yukarıda değinilmişti.

Hz. Zeyd, Peygamberimiz, adının geçtiği ayeti kendisine okuyunca sevinçten gözyaşlarını tutamayarak "Demek benim adım Kur'ân'da anıldı öyle mi?" demişti.[27] Bir defasında Hz. Peygamber, Übey b. Ka’b’a, Yüce Allah Beyyine suresini sana okumamı bizzat emretti, deyince Hz. Übey demek Allah benim ismimi andı öyle mi diyerek sevinçten ağlamıştı.[28] Kurtubî, Hz. Zeyd’in bu sevincini şöyle ifade eder: İsmi Kur’ân’da geçmediği halde Peygamberin haber vermesiyle Übey bu kadar sevinirse, ismi Kur’ân’da geçen ve sonsuza kadar ayette okunacak olan Zeyd nasıl sevinmesin![29]

Hz. Zeyd, köle asıllı olmasına rağmen, hür ve asil bir aileden olan Hz. Zeynep'le evlenerek, İslam'ın eşitlik ilkesini/reformunu şahsında tescil ettirmiş biriydi.[30] Bereketli bir ömürden sonra, Hz. Peygamber'in atamasıyla komutanı olduğu İslam ordusunun başında Mu'te'de şehid olarak ömrünü tamamlamış, söz konusu ayette de belirtildiği üzere Allah ve Peygamber'inin nimet ve ihsanlarına ererek ismi Kur’ân’a geçen ve tarihe mal olan bir şahsiyet olmuştur.

 

  1. Zeyd Hakkında İnen Ayetlerin Tahlili

İlk Müslümanlardan olması ve Peygamberimizin hep yanı başında olması hasebiyle Hz. Zeyd, pek çok Kur’ân ayetini ilk işitip öğrenen, en güzel şekilde amel eden kişidir. Nitekim bunun bir örneği, infak ayeti inince sergilediği tavırla ilgili olarak yukarıda geçmişti. Sabah akşam, Rablerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma[31] ayetinde kastedilen gariban kişilerden sayılan Suhayb, Ammâr, Bilal, Habbab, İbn Ümmi Abd[32] ve benzeri isimlerin arasında Zeyd de ilk akla gelenlerdendir.

Ahzâb suresi 5. ayeti ininceye kadar Zeyd, Muhammed oğlu diye çağrılıyordu. Bu ayetle birlikte babası Hârise’ye nisbet edilerek Hârise oğlu diye çağrılmaya başlandı.[33] Söz konusu ayet şöyledir: Evlatlıkları babalarına nispet edin, bu Allah katında en doğru olandır. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin. İçinizden kastederek yaptıklarınız bir yana, yanılmalarınızda size bir sorumluluk yoktur. Allah, bağışlar ve merhamet eder.[34]

Hz. Aişe’ye atılan iftira olayı hakkında bu büyük bir iftiradır diyerek ayetlerde[35] övgüyle bahsedilen müminlerden biri de Hz. Zeyd oldu. Söz konusu ayetler şöyledir: Onu işittiğiniz zaman, erkek kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da: ‘Bu apaçık bir iftiradır’ demeleri gerekmez miydi?[36] O'nu işittiğinizde: ‘Bu konuda konuşmamız yakışık almaz; olamaz, bu büyük bir iftiradır’ demeniz gerekmez miydi?[37] Ayette övülen müminler, ayet inmeden önce bu mümin duruşu sergilemişler, sonra haklarında ayetler inmiş ve onlar, hem o dönemin, hem de sonraki dönemlerin müminlerine örnek gösterilmiştir. Hz. Zeyd’in bu sitayişe mazhar olması, onun o güne kadar Hz. Peygamber ve Kur’ân’dan edindiği alt yapının sağlamlığını gösterir. Zira böyle bir alt yapıya sahip olmayanlar, karşılaştıkları olaylar karşısında ve özellikle ifk olayı gibi kriz anlarında tutarlı ve sağlam duruşlarını koruyamazlar.

Hz. Peygamber, bir cahiliye geleneği olarak toplumda hâlâ varlığını sürdüren sosyal sınıf ayrımını kaldırmak için sözlü uyarı ve yönlendirmelerinin yanında, uygulamaya yönelik çok önemli adımlar atmaktaydı. Bu meyanda biri hicret öncesi Mekke’de, biri de hicretten sonra Medine’de müminler arasında iki kere kardeşlik ilan etmiş, müminleri birbirleriyle eşleştirmişti. Aslında Kur’ân’ın evrensel çağrısı Müminler ancak kardeştirler[38] hükmü açıktı. Ancak o bunu bizzat uygulamaya dökmüştü. Bu eşleştirmelerde köle kökenli olanlarla efendi olanlar birbirlerine kardeş olmuş ve bu kardeşlikle birbirlerine daha yakın hale gelmişler ve birbirlerini daha fazla kollayıp gözetir olmuşlardı. İşte onun bu meyandaki uygulamalarından biri de köle asıllı olan Zeyd’i amcası Hz. Hamza ile kardeş ilan etmek olmuştu. Bu meyandaki bir başka örnek ise halakızı Zeyneb’i Zeyd ile evlendirmek olmuştur. O, bu düşüncesini Zeyneb’e açmış, Zeynep ise Zeyd’i kendine denk görmeyerek önce bu teklifi kabul etmek istememişti. Ancak bu konuda Allah ve Peygamber'i bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve Peygamber'e başkaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur[39] ayeti inmiş, bunun üzerine Hz. Zeynep, ben Allah Rasülüne karşı gelmem diyerek bu evliliği kabul etmişti.[40] Bu ayet, Zeyd-Zeynep evliliğinin gerçekleşmesine sebep olmuştu. İki yıl kadar süren evlilik boşanma ile sonlanmıştı. Zeyd, karısını boşayacağını Peygamberimize bildirince, o ısrarla hanımını, nikâhı altında tutmasını tavsiye etmişti. Aslında Hz. Zeyd-Hz. Zeynep evliliği de toplumda devrim niteliğinde bir uygulamanın sembolü olmuş; çiftin ayrılıkları da yine çok önemli bir uygulamanın kaldırılmasının sembolü olmuştur.

Konuyla ilgili şu ayetler inmiştir:

Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimet verdiğin kimseye, ‘Eşini bırakma, Allah'tan sakın’ diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir.

Allah'ın Peygamber'e farz kıldığı şeylerde ona bir güçlük yoktur. Bu, Allah'ın öteden beri, gelmiş geçmişlere uyguladığı yasasıdır. Allah'ın emri şüphesiz gereği gibi yerine gelecektir.[41]

Ayette Yüce Allah’ın Zeyd’e bahşettiği nimet, onu Hz. Muhammed (s) gibi bir insana yakın etmesi, İslam’la ilk şereflenenlerden olması, İslam’ı ilk kaynağından öğrenip yaşaması, sahabe içerisinde yalnızca onun isminin Kur’ân’da anılması gibi şeylerdir. [42]

Hz. Peygamber’in ona verdiği nimet cümlesinden olarak Peygamberi ailesine tercih edecek kadar ondan iyilik görmesi, yasaklanmadan önce onu azat edip evlatlık edinmesi, daha da önemlisi onu öz evladı gibi görmesi, onu bizzat dünürlük yaparak[43] hür ve soylu bir kadınla evlendirmesi; ona elçilik, komutanlık, vekâlet görevleri vermesi; Mekke’de amcası Hz. Hamza ile kardeş ederek, yine amcası Ebû Leheb’in kızı Dürre ile evlendirerek kendisine yakın olduğunu fiilen göstermesi; ona çok özel muamelede bulunması ve çok özel sözlerle sitayişle anması sayılabilir. Nitekim onun katıldığı Mute savaşında şehit düştüğü haberini ashabına verdikten sonra onun için istiğfarda bulunması da onun hakkında Hz. Peygamber’in son hüsn-i şehadetidir.[44]

Ayette geçen, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun cümlesi ile ilgili bazı kaynaklarda zihinlerde soru işaretleri oluşturabilecek birtakım açıklamalar yer almıştır. Buna göre bir defasında Hz. Peygamber Hz. Zeyd’in evine gittiğinde Hz. Zeyneb’i ev haliyle görüp onun güzelliğinden etkilenmiş, Zeyd onu boşasa da ben evlensem şeklinde tutku ve düşüncesini içinde gizlemişti…[45] Hâlbuki ayette Peygamber’in içinde gizlediği şeyi Yüce Allah’ın açıklayacağı bildirilmekte ve sonraki cümlelerde de bunun Zeyneb’in boşanmasından sonra kendisiyle evleneceği olduğu bildirilmiş, bu konuda Yüce Allah başka bir açıklamada bulunmamıştır. Nitekim pek çok müfessir, Peygamber’in içinde gizlediği şeyin Zeyd-Zeynep evliliğinin yürümeyeceği, sonunda Zeyd’in Zeyneb’i boşayacağı ve Zeynep ile kendisinin evleneceğinin kendisine Allah tarafından bildirilmiş olması[46] olduğunu açıklamışlardır. Nitekim Ali b. Hüseyin Zeyne’l-Âbidîn, Peygamberin içinde gizlediği şeyin Zeyneb’in boşandıktan sonra kendisine zevce olacağı bilgisi olduğunu bildirmiştir. Buna göre Yüce Allah, ayetiyle onu şöyle uyarmıştır: Ben sana boşandıktan sonra Zeyneb ile evleneceğini bildirmiştim, sense onu insanlardan çekinerek gizliyordun![47] Yüce Allah’ın Zeyd-Zeynep evliliğinin yürümeyeceği ve boşanmasından sonra Zeyneb’in kendisiyle evleneceğini bildirmesine rağmen Hz. Peygamber’in Zeyd’e Eşini bırakma, Allah'tan sakın diye nasihat etmesi, Yüce Allah’ın inanmayacaklarını bildiği halde kullarını iman etmeye çağırması gibi, onların aleyhine delil olsun diye yapılması gereken bir hatırlatmadır. Böylece Zeyd, boşandıktan sonra Zeyneb’in Hz. Peygamber ile evleneceğini bilmeden, evliliğin yürümemesinden dolayı onu boşamış olacaktı. Bu konuda da bu yuvanın kurulmasında önemli katkısı olan Hz. Peygamber’in yuvanın devamı için nasihat görevini yapması sağlanmış olacaktı.[48]

Zaten Hz. Peygamber’in Zeyd ile evlendikten sonra Zeyneb’i görüp onun güzelliğinden etkilenmesi şeklindeki rivayetin sahih olmadığı tahkik ehli ilim adamlarımız tarafından delilleriyle açıklanmıştır.[49] Bu evlilik o günün Medine’sinde Yahudi, Müşrik ve münafıkların dedikodularına[50] sebep olmuş, sonraları da oryantalistler[51] bu konuyu dillerine dolayarak konuyla ilgili spekülatif söylemler[52] geliştirmişlerdir. Aslında bir evlilik konusunun ayetlere konu olması, İslam düşmanlarına cevap vermekten ziyade bu konuda müminlerin kalplerine gelebilecek tereddüt ve şüpheleri izale etmeye yönelikti. Hamidullah, bu rivayette geçen Peygamber’in ev haliyle Zeyneb’i görüp söylediği kalpleri bir halden diğer bir hale çeviren Allahım sen ne yücesin sözünü şöyle açıklar: Daha evvel bir siyahî kadın olan Ümmü Eymen ile mesut bir evlilik hayatı sürdüren Zeyd’in böylesine güzel ve cazibeli, iyi bir aileden gelen ve pek seçkin huy ve şahsiyete sahip bir zevce ile uyuşamamış olmasını hayretle karşılamış ve bu kalp dönüklüğünün Allah’tan gelen bir hal olduğunu kendi kendine itiraf etmiştir…[53]

Bu konuda Kur’ân’ın söylediği ortadadır. Makul olan da Peygamber’in içinde gizlediği şeyin boşandıktan sonra kendisiyle evleneceğine dair önceden Yüce Allah’tan aldığı bilgi olmasıdır. Peygamberler içi dışı bir olan kimselerdir. İçinden evlilik geçen bir peygamberin, ben karımı boşayacağım diyen kişiye eşini bırakma, Allah'tan sakın demesine gerek yoktu.[54] Normal bir insan için bile hoş görülemeyen, evli bir kadın için kocası boşasa da ben onunla evlensem şeklinde bir düşünceyi peygamber olmadan önce dahi namuslu oluşu ile tanınan bir masuma isnat etmek ise asla makul ve meşru görülemez.

Hz. Peygamber, toplumda var olan evlatlığın boşadığı kadınla evlenilmez anlayışından çekindiği için bunu ilk başta açıklamaktan çekinmiş, doğrudan açıklayamamıştı. Yoksa o, halakızı olan Zeyneb’i daha öncesinden tanıyordu, onun güzelliğini de biliyordu. Onu Zeyd ile evlenmeye ikna edip evlendiren de kendisi idi. Dikkat edilirse O, Zeyd ile Zeyneb’i kendi iradesiyle evlendirmişti, ancak Zeyd’in boşamasından sonra Zeyneb ile evliliği doğrudan Yüce Allah’ın emriyle olmuştur.[55] Şayet Zeyneb’e karşı içinde bir evlenme isteği olsaydı, Zeyd ile onu evlendirmeden kendisi evlenir, hiç kimse de bunu yadırgamazdı. Ama o, Yüce Allah’ın iradesiyle toplumda çok önemli bir inkılabı yakın çevresi üzerinden gerçekleştirmek istiyordu. Nitekim Vedâ hutbesinde açıkladığı üzere ilahî hükümlerin ilk uygulamasına kendi yakın çevresinden başlamıştır.[56]

Râzî, ayette yer alan Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin ifadesinin bu evliliğin Hz. Peygamber’in nefsî arzularının tatmini için değil dinin hükümlerinin uygulanmasına örneklik için olduğuna işaret olduğunu, çünkü dinî hükümlerin Peygamber’in uygulamalarıyla anlaşılacağını dile getirmiştir.[57] Mevdûdî de ayetteki Biz onu seninle evlendirdik ifadesinin, bu evliliğin Hz. Peygamberin Hz. Zeyneb ile kişisel arzusu için değil, Allah’ın emri sonucu gerçekleştiğini gösterdiğini belirtir ve konuyu şöyle bağlar: Bu sözler, Allah’ın insanlar tarafından başka türlü kabullenilmesi zor olan bir sosyal reformu Peygamberi aracılığı ile gerçekleştirdiğini göstermektedir. Arabistan’daki evlatlık ilişkileriyle ilgili uygulamada olan yanlış gelenek ve adetlere bir son vermenin başka yolu yoktu. Sadece Allah’ın Rasülü bu adetleri ortadan kaldırmak için bir önlem alabilirdi. O halde Allah bu nikâhı, sadece Peygamber’in ev halkına bir eş daha eklemek için değil, önemli bir sosyal reformu gerçekleştirmek için murat etmiştir.[58] Hz. Peygamber’in bu evliliğiyle köle asıllı biriyle evlenip boşanan bir kadınla soylu bir kimsenin evliliğini yadırgayan anlayışa da cevap verilmiş oluyordu. Böyle boşanmış bir hanımla Hz. Peygamber kendisi bizzat evlenerek insanların Allah katında tarağın dişleri gibi eşit olduğunu bir kez daha ilan etmiş oluyordu.[59]

 

Sonuç

Kur’ân’ın ilk muhatapları pek çok ayete konu olmuştur. Ancak onlardan bahseden bu ayetlerde onların isimleri açıkça geçmez. Bunun tek istisnası Hz. Zeyd’dir. Kur’ân’ın indiği dönem inanan insanları içerisinde sahabeden Hz. Zeyd’in isminin geçmesi son derece dikkat çekici ve mesaj yüklüdür.

Hz. Zeyd, küçük yaşlarda Hz. Muhammed’in hizmetine girip ömrünün sonuna kadar onunla birlikte olmakla onu yakından tanımış, onun pek çok özel anına tanıklık etmiş, onun maddî ve manevî pek çok ikram ve iltifatlarına mazhar olmuş, sonunda onun atadığı bir başkomutan olarak şehit düşmüş bir şahsiyettir.

Kendisini kurtarmaya gelen ailesine karşı, Hz. Peygamber’in yanında kalmayı tercih etmesi, ilk iman edenlerden olması, Hz. Peygamber ile birlikte ikili olarak gerçekleştirdiği Tâif yolculuğunda bulunması, onun gönderdiği pek çok seriyyeye komutan atanması, Medine’de bulunmadığı zamanlarda Hz. Peygamber’e vekâlet etmesi gibi pek çok sebep onun Hıbbu’r-Rasül unvanını kazanmasını sağlamıştır.

Hz. Zeyd’in Peygamber’in akrabası olan asil bir kadınla evlenmesi, daha sonra onu boşaması, ardından Hz. Peygamber’in onunla evlenmesi, İslam tarihinde önemli sayılan bir inkılâbın gerçekleşmesine sebep olmuştur. Hz. Peygamber’in aracılığı ile gerçekleşen bu evlilikle Allah katında asıl üstünlüğün soy-sopla değil takva ile olduğu bir kere daha tescil edilmiş; yine boşamadan sonra Hz. Peygamber’in gerçekleştirdiği evlilikle, evlatlığın boşadığı kadınla evliliğin, evlatlığın babası konumundaki kişiler için caiz olduğu hükmü uygulamalı olarak gösterilmiştir. Hz. Zeyd, evlatlık edinmeyi yasaklayan Kur’ân hükmünün uygulanması konusunda da ilk örnektir.

Bir iki istisna dışında çoğu müfessir, Hz. Zeyd-Hz. Zeynep evliliği ve boşanması üzerinde geniş açıklamalar yaptıkları halde, Zeyd isminin Kur’ân’da açıkça adı geçen tek sahabî olması konusunda durmamışlardır. Oysa müfessirler sözgelimi Hz. Meryem isminin Kur’ân’da geçiş hikmeti ile ilgili uzun açıklamalar yapmışlardır.

Bir Kur’ân ayetinde ismi geçen ve önemli bir hükmün uygulamasında başrol sahibi olan Hz. Zeyd’in ismi, pek çok konuda rol-model bir şahsiyet olarak namazlar başta olmak üzere Kur’ân’la birlikte okunmaya devam edecektir.

 Kaynaklar

Ahmed b. Hanbel, Ebû Abdillâh Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybânî. el-Müsned. İstanbul: 1981.

Aişe Abdurrahman Bintü’ş-Şâtî. Rasulullahın Annesi ve Hanımları. Konya: 1987.

Akpınar, Ali. Kur’ân Coğrafyası. Ankara: Fecr Yayınları, 2002.

Buhârî, Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl el-Buharî (256/870), el-Câmiu's-Sahih. İstanbul: el-Amîre, 1353.

Cürcani, Seyyid Şerif. et-Ta'rifât. İstanbul: 1300.

Demirci, Muhsin. Kur’ân Tefsirinde Farklı Yorumlar. İstanbul: MÜ. Üniversitesi Vakfı Yayınları, 2017.

Dursun, Hakkı Yıldız. Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi. İstanbul: 1986.

Ebû Hayyân, Muhammed b. Yusuf. el-Bahrü'l Muhît. Beyrut: Daru'l fikr, 1992.

Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır. Hak Dini Kur'ân Dili. İstanbul: Eser Yayınları, ts.

Erul, Bünyamin. “Zeyd b. Hârise”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: TDV Yayınları, 1988-1998.

Fahrüddin er-Râzî. et-Tefsiru'l- Kebir. Tahran: Daru'l-Kütübi'l-İlmiyye, ts.

Harman, Ömer Faruk. “Meryem”. 29/241. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: TDV Yayınları, 1988-1998.

İbn Âşûr, Muhammed Tâhir. et-Tahrîr ve’t-Tenvîr. Tunus: 1997.

İbnü’l-Esîr, Ebu’l-Hasen Ali b. Ebi’l-Kerem Muhammed b. Muhammed. el-Kâmil fi’t-Târîh. Beyrut: y.y., 1987.

İbn Kesîr, Ebu'l-Fidâ. Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm. Beyrut: y.y., 1982.

İbnü’l-Arabî. Ahkâmü’l-Kur’ân. Beyrut: y.y., 1967.

İbnü’l-Cevzî, Ebu'l-Ferec. Zâdü'l-Mesîr fî Ilmi't-Tefsîr.  Beyrut: y.y., 1984.

Kılıç, Mustafa. Zeyd b. Hârise. İstanbul: Siyer Yayınları, 2016.

Köksal, Asım. İslam Tarihi. İstanbul: Şamil Yayınevi, 1987.

Kurtubî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed. el-Câmi' li Ahkâmi'l-Kur'an. Beyrut: Dâru İhyâi Türâsi'l-Arabî, ts.

Mâverdî, Ali b. Muhammed. el-Uyûn ve’n-Nüket. Beyrut: ts.

Mevdûdî Ebu’l-A’lâ. Tefhîmü’l-Kur’ân. İstanbul: İnsan Yayınları, 1996.

Muhammed Hamidullah. İslam Peygamberi. İstanbul: y.y. 1980.

Müslim b. el-Haccac. el-Câmiu's- Sahih. Mısır: y.y., 1955.

Suyûtî, Celalüddin. el-İtkân fî Ulûmi'l-Kur'ân. Mısır: y.y. , 1978.

Suyûtî, Celalüddin. Tefsîru'd-Dürri'l-Mensur fi't-Tefsîri'l-Me'sur. Beyrut: y.y. , 1983.

Şulul, Kasım. Hz. Peygamber Devri Kronolojisi. İstanbul: İnsan Yayınları, 2003.

Taberî, Muhammed b. Cerîr. Milletler ve Hükümdarlar Tarihi. çev. Zakir Kadiri Ugan & Ahmet Temir. İstanbul: y.y. , 1992.

Taberî, Muhammed b. Cerir. Câmiu'l-Beyan an Te'vili'l Kur'ân. Beyrut: Daru’l-fikr, 1988.

Tirmizî, Ebu İsa Muhammed b. Îsâ.  Sünen. Mısır: y.y. , 1975.

Zemahşerî, Carullah Muhammed b. Ömer. el-Keşşaf an Hakaiki't-Tenzîl ve Uyuni'l-Ekâvîl. Beyrut: ts.

Zerkeşî, Bedruddin Muhammed b. Abdillah. el-Bürhan fî Ulûmi'l-Kur'ân. Beyrut: y.y. , 1972.

[1] Muhammed b. İsa Ebû İsa et-Tirmizî, Sünen (Mısır: y.y., 1975), “Menâkıb”, 39.

[2] Evlatlığın yasaklanması, kimsesiz öksüz ve yetim çocukların ortada bırakılacağı anlamına gelmez. İslam, bu çocukların haklarıyla ilgili pek çok düzenleme yapmıştır. Yasak, miras ve evlilik konusunda karışıklıklara meydan vermemek için, başkasına ait olan bir çocuğu kişinin kendi nüfusuna kayıt ettirmesine yöneliktir.

[3] Tirmizî, “İsti’zân”, 32.

[4] Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl el-Buharî, el-Câmiu's-Sahih (İstanbul: el-Amîre, 1353), “Sulh”, 6.

[5] Âl-i İmran 3/92.

[6] Muhammed b. Cerir Taberî, Câmiu'l-Beyan an Te'vili'l Kur'ân (Beyrut: Daru’l-fikir, 1988), 3/348; Celalüddin Suyûtî, Tefsîru'd-Dürri'l-Mensur fi't-Tefsîri'l-Me'sur (Beyrut: y.y., 1983), 3/662.

[7] Ebû Abdillâh Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybânî Ahmed b. Hanbel, el-Müsned (İstanbul: y.y., 1981), 6/226-227, 254, 281.

[8] Buhârî, “Fedâilü Ashâbi’n-Nebî”, 17,  “Eymân”, 2; Müslim, “Fedâilü’s-Sahabe”,  63, 64; Tirmizî, “Menâkıb”, 39.

[9] Asım Köksal, İslam Tarihi (İstanbul: Şamil Yayınevi, 1987), 2/54.

[10] Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi (İstanbul: y.y., 1980), 1/72; Ebu’l-A’lâ Mevdûdî, Tefhimü’l-Kur’ân (İstanbul: y.y., 1996), 4/423-424; Aişe Abdurrahman Bintü’ş-Şâtî, Rasulullahın Annesi ve Hanımları (Konya:1987), 149-158; Bünyamin Erul, ‘Zeyd b. Hârise’, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1988-1998), 44/319-320; Kasım Şulul, Hz. Peygamber Devri Kronolojisi (İstanbul: İnsan Yayınları, 2003), 151-156; Mustafa Kılıç, Zeyd b. Hârise (İstanbul: Siyer Yayınları, 2016), 23-170.

[11] Tirmizî, ‘‘Menâkıb’’, 39, 40.

[12] Bk. el-Bakara 2/30-33.

[13] Bk. Âl-i İmrân 3/33, en-Nisâ, 4/163-164, el-Enâm 6/83-86, el-A’râf 7/65, 73, 85, el-Enbiyâ 21/85, Sâd 38/48. Kur’ân’da dört yerde Muhammed (Âl-i İmran 3/144, el-Ahzâb 33/40, Muhammed 47/2, el-Fetih 48/29), bir yerde de Ahmed (es-Saf 61/6) olmak üzere toplam beş yerde ismi açıkça geçer.

[14] Lakap, ismi dışında kişiyi övmek yahut yermek için sonradan verilen unvan; Künye ise, Ebû veya Üm (baba veya ana) kelimeleri ile birlikte kişiye sonradan takılan addır. Bk. Seyyid Şerif Cürcani, et-Tarifât (İstanbul: 1300), 187, 193.

[15] Bk. Celalüddin Suyûtî, el- İtkân fî Ulûmi'l-Kur'ân (Mısır: y.y., 1978), 2/183-184.

 

[16] Bedruddin Muhammed b. Abdillah Zerkeşî, el-Burhan fî Ulûmi'l-Kur'ân (Beyrut: y.y., 1972), 1/163.

[17] Bk. Ömer Faruk Harman, ‘Meryem’, Diyanet İslam Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1988-1998), 29/241.

[18] Âl-i İmrân 3/35.

[19] Bk. Ali Akpınar, Kur’ân Coğrafyası (Ankara: Fecr Yayınları, 2002), 87.

[20] Zerkeşî, el-Burhân, I, 162; Ebu'l-Ferec İbnü'l-Cevzî, Zâdü'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr (Beyrut: y.y., 1984), 9/259. Ebu Leheb'in anıldığı söz konusu ayette şöyle buyurulmuştur: "Ebu Leheb'in elleri kurusun, kurudu da!" Tebbet 111/1.

[21] Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed Kurtubî, el- Câmi' li Ahkâmi'l-Kur'an (Beyrut: Dâru İhyâi Türâsi'l-Arabî, ts.), 14/194.

[22] Abdullah b. Ömer, biz Zeyd’i Ahzâb suresi 5. ayet ininceye kadar Muhammed oğlu Zeyd diye çağırırdık, der. Tirmizî, ‘‘Menâkıb’’ 39.

[23] Zerkeşî, el-Burhân, 1/163.

[24] el-Ahzab 33/40.

[25] en-Nisâ 4/23.

[26] el-Ahzab 33/37.

[27] Bk. Kurtubî, el-Câmi', 14/193-194.

[28] Buhârî, ‘‘Tefsîr’’, Sure 98.

[29] Bk. Kurtubî, el-Câmi', 14/194.

[30] Nitekim Kurtubî, bu ayetin evlilikte eşler arasında denkliğin soy-sopla değil, dinî konularda tespit edileceğine delil olduğunu söyler. Bk. Kurtubî, el-Câmi’, 14/187.

[31] el-Enâm 6/52.

[32] Taberî, Câmiu’l-Beyân, 7/200-203.

[33] Taberî, Câmiu’l-Beyân, 21/119; İbn Kesîr, Tefsîru Kur’âni’l-Azîm; 3/465-467; Buhârî, ‘‘Tefsîr’’, Sure 33.

[34] el-Ahzâb 33/5.

[35] Said b. Müseyyeb, ashabdan bu iftira ile ilgili bir şey duyduklarında olamaz, bu korkunç bir iftiradır diyen iki kişinin Zeyd b. Hârise ve Ebû Eyyub el-Ensârî olduğunu söyler. Bir başka rivayette Sa’d b. Muâz’ın da böyle diyenlerden olduğu bildirilir. Bk. Suyûtî, Dürrü’l-Mensûr, 3/662.

[36] en-Nûr 24/12.

[37] en-Nûr 24/16.

[38] el-Hucurât 49/10.

[39] el-Ahzâb 33/36.

[40] Taberî, Câmiu’l-Beyân, 12/11; Ebu’l-Fidâ İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm (Beyrut: y.y., 1982), 3/489.

[41] el-Ahzâb 33/37-38.

[42] Bk. Taberî, Câmiu’l-Beyân, 12/12-14; Fahrüddin er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr (Tahran: Daru’l-Kütübü’l-İlmiyye, ts.), 25/212; Kurtubî, el-Câmi’, 14/188.

[43] Asım Köksal, İslam Tarihi, 12/14-15.

[44] Bk. Ebu’l-Hasen Ali b. Ebi’l-Kerem Muhammed b. Muhammed İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh (Beyrut: y.y., 1987), 2/115.

[45] Bk. Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, çev. Zakir Kadiri Ugan & Ahmet Temir (İstanbul: y.y., 1992), 5/461-466; Taberî, Câmiu’l-Beyân, 22/12-13; Ali b. Muhammed Mâverdî, el-Uyûn ve’n-Nüket (Beyrut: ts.), 4/406; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, 6/387; Carullah Muhammed b. Ömer Zemahşerî, el-Keşşâf an Hakaiki't-Tenzîl ve Uyuni'l-Ekâvîl (Beyrut: ts.), 3/524.

[46] Bk. Taberî, Câmiu’l-Beyân, 22/13; Mâverdî, el-Uyûn, 4/406; İbnü’l-Arabî, Ahkâmü’l-Kur’ân (Beyrut: y.y., 1967) 3/1543-1544; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, 6/387; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i-l Azîm, 3/490-494; Mevdûdî, Tefhimü’l-Kur’ân, 4/424-425.

[47] İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i-l Azîm, 3/491; Kurtubî, bu görüşü tercih ederek şunları söyler: İlim adamlarımız, bu görüş, bu âyetin yorumu hususunda yapılmış açıklamaların en gü­zelidir, demişlerdir. Tahkik ehli müfessirlerinin ve derin ilim adamlarının benimsediği gö­rüş de budur. Aksi iddialar ise Peygamber’in masumiyetini bilmeyen ve onu sıradanlaştırmaya yeltenen gafil insanların yakıştırmalarıdır. Nitekim ayette Peygamberin hatası için tevbe ve istiğfarda bulunmasının istenmeyişi de bunun açık delilidir. Bk. Kurtubî, el-Câmi’, 14/190-191; Asım Köksal, İslam Tarihi, 12/33.

[48] İbnü’l-Arabî, Ahkâmü’l-Kur’ân, 3/1544.

[49] Aişe Abdurrahman Bintü’ş-Şâtî, Rasülullah’ın Annesi ve Hanımları, 152-158; Muhsin Demirci, Kur’ân Tefsirinde Farklı Yorumlar (İstanbul: M.Ü. Vakfı Yayınları, 2017), 2/583-586; Ebûbekir İbnü’l-Arabî, bu rivayetlerin sahih olmadığını batıl sözler olduğunu, Hz. Peygamber’in halasının kızını eskiden beri yakından tanıdığını, hicâb ayetinden önce pek çok defalar gördüğünü, evlenme imkânı olduğu halde bekâr iken kendisi evlenmeyi düşünmeyip onu Zeyd ile nikâhladığını, masum Peygamber’in hem de evli bir kadınla ilgili böyle anlamsız bir şeyi tertemiz kalbine yaklaştırmayacağını söyler. Bk. İbnü’l-Arabî, Ahkâmü’l-Kur’ân, 3/1541-1543. Ebû Hayyân, bazı müfessirlerin peygamberliğin saygınlığına halel getirecek kimi rivayetlere yer verdiklerini söyleyerek, bu rivayetleri tefsirine almadığını belirtir. Bk. Muhammed b. Yusuf Ebû Hayyân, el-Bahru’l-Muhît (Beyrut: Daru’l-fikr, 1992), 7/234. İbn Kesîr, bu konuda gelen bazı rivayetleri sıhhatli olmadığı ve bir kısım garipliklerle dolu olduğu için tefsirine almadığını kaydeder. Bkz: Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, 3/491. Konuyla ilgili geniş değerlendirmeler için Bk. Muhammed Tâhir İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr (Tunus: 1997), 11/29-38. Elmalılı bu hikâye hakkında şunları söyler: Birtakım hırıstiyan yazarların dedikodu aracı yapmak istedikleri bu hikâye, Hadis ilmi bakımından, gerçekten olmuş bir olay değildir. Bir kere rivayet açısından sahih hadis kitaplarında, sahih bir yol ve sened ile rivayet edilmemiştir. Sonra dirayet, yani hadisin manası açısından, Zeyneb'in güzelliğini Resulullah'ın henüz yeni görüp anlamış olması aklen kabul edilemez. Zira Zeyneb, Hz. Peygamber’in yakın akrabasından olmakla, ta çocukluğundan beri görüp bildiği ve özellikle tesettür ayetleri gelmeden önce de vücut güzelliğini yakından tanıdığı bir kadın iken, bunu ilk olarak bu defa görülmüş beğenivermiş diye anlatmak kendi kendini yalanlayan bir hikâyedir. Doğrusu Resulullah Zeyneb'i önceden biliyordu ve bildiği için onu evlat gibi sevdiği Zeyd'e nikâh etmiş idi. Bk. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili (İstanbul: Eser Yayınları, ts.), 6/3901.

[50] Ayette geçen insanlar/en-nâs kelimesinin marife olması, bu ifade ile kastedilenin evlatlığının boşadığı hanımla babalığı evlendi dedikodusunu yapan münafıklar olduğuna, delalet eder. Bk. İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, 11/33.

[51] Örnek olarak İtalyan Tarihçi Kaetâni’nin asılsız rivayetleri çarptırarak kendi hayal dünyasından uydurduğu ifadeler ve eleştirisi için bk. Asım Köksal, İslam Tarihi, 12/28-34.

[52] Bu konudaki iftiraları konu alan bir piyes yazan Woltaire, Papa tarafından daha öncesinde aforoz edildiği halde yazdığı piyesten dolayı iltifatlara mazhar olmuştur. Bk. Muhsin Demirci, Kur’ân Tefsirinde Farklı Yorumlar, 2/585.

[53] Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, 2/735-736.

[54] Nitekim O, Mekke Fethinde öldürülmesini emrettiği sayılı kişilerden olan Abdullah b. Ebî Serh Hz. Osman’ın aman vermesiyle huzuruna geldiğinde, orada bulunan Hz. Ömer’in gözüm Rasülün gözlerindeydi, gözünüzle bir işaret etseydiniz onu gebertecektim dediğinde şöyle cevap vermiştir: Peygamberler kaş göz işaretiyle konuşmazlar, onların içi dışı birdir. Zemahşerî, el-Keşşâf, 3/524.

[55] Hatta bu konuda Hz. Zeynep kumalarına karşı sizin nikâhınız yeryüzünde kıyıldı, benim nikâhım ise gökyüzünde bizzat Yüce Allah tarafından kıyıldı diyerek iftihar ederdi. Bk. Taberî, Câmiu’l-Beyân, 22/13.

[56] Vedâ hutbesindeki şu iki cümleyi buna örnek olarak verebiliriz: İlk kaldırdığım faiz de Abdulmuttalip oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir… Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Rebia'nin kan davasıdır. Bk. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, 1/298.

[57] Fahrüddin er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, 25/212.

[58] Bk. Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân, 4/425.

[59] Hakkı Dursun Yıldız, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi (İstanbul: 1986), 1/328-329.